Alacaklılar icra takibi yoluyla borçludan olan alacaklarını belirli nedenlerle tahsil edememektedir. Bazen borçlular, kendisi hakkında yapılan takipler sırasında takiplerin sonuçsuz kalmasını sağlamak için bazı işlemler yapmaktadır. Çünkü mal kaçırma niyetiyle alacaklıların zararına tasarruflar yapabilir. Ancak, bu kapsamda yaptığı bağışlar ya da diğer hileli tasarruflar iptal edilebilir. Bu durumlarda, tasarrufun iptali davası açılarak, alacaklılar, alacaklarına kavuşmaktadır. Makalemizde tasarrufun iptali davası nedir, tasarrufun iptali davası şartları ve sonuçları hakkında bilgilere yer verilecektir.
Tasarrufun İptali Davası Nedir?
Tasarrufun iptali davası, İcra İflas Kanununun 277-284. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu davanın açılmasıyla, borçlunun mal kaçırma niyetiyle yaptığı tasarrufların iptal edilerek, alacaklıların menfaatinin korunması amaçlanmaktadır.
Alacağına icra takibiyle kavuşamayan kimseler, borçlunun mal kaçırma niyetiyle son 5 yılda yapılan taşınmaz ve taşınırlara yönelik yapılan tasarruflara yönelik dava açabilir. Alacaklılar tarafından bu dava açılarak, borçlunun mal kaçırma amacıyla yaptığı eylem ve işlemlerinden dolayı, alacaklıların cebri icrasını talep edemeyecekleri mallar, yeniden kendi cebri icrasına alınmaktadır. Böylece alacaklıların, alacaklarına kavuşabilmeleri mümkün olmaktadır.
Alacaklıların borçlarını karşılamaktan aciz olan borçlu, mal kaçırarak, alacaklıların zararına hareket etmektedir. Borçlunun mal kaçırma kastının bilinmesi ve bilinmesinin gerekli olduğu açık emareler varsa, dava açılacak ve tasarruf iptal edilecektir.
İşlemin gerçekleşme tarihi itibariyle 5 yıl içerisinde haciz ya da iflas yoluyla borçlunun takip edilmesi halinde bu dava açılabilir. Bu davada üçüncü şahsın, yani borçludan malı devralan kişinin, borçlunun eşi, usûl ve füruu, üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımı, evlatlık ya da kendisini evlat edinense, borçlunun malları kaçırma kastının bulunduğunu bildiği kabul edilecektir.
İİK md. 277’de tasarrufun butlanından söz edilmekteyse de iptal kararıyla birlikte malın mülkiyeti el değiştirmemektedir. Burada, yalnızca alacaklılar iptale konu mallardan alacağını elde edebilmektedir. Bu davayla, borçlunun elden çıkardığı malların halen borçludaymış gibi haczi yapılmaktadır. Hacizle malların satılması sonucu, satıştan elde edilen paradan, alacaklılar hakkını almaktadır. Bu nedenle tasarrufun butlanı maddi anlamda söz konusu olmamaktadır.
Borçlu hakkında açılan tasarrufun iptali davası, muris muvazaası üzerine açılan iptal davasıyla karıştırılmaktadır. Ancak ikisi farklı davalardır.
Hangi Tasarruflar İptal Davasının Konusuna Girer?
Borçlunun mal kaçırmak amacıyla yaptığı tasarruflardan tasarrufun iptali davasının konusu olan işlemler şunlardır;
⦁ Borçlu tarafından alacaklıların zararına olarak yapılan tasarruf işlemleri. Sözgelimi, borçlu borcunu ödememek amacıyla taşınırını ya da taşınmazını veya alacağını üçüncü bir kimseye devri halinde alacaklıların zararına hareket etmiş olacaktır.
⦁ Borçlu tarafından son bir yılda acizliyken yapılan, tasarruf işlemleri.
⦁ Borçlu tarafından geçen iki yılda yapılan, alışılagelen hediyelerin dışındaki bağışlama ve karşılıksız kazandırma işlemleri.
⦁ Borçlu tarafından geçen iki yılda yapılan bağış hükmündeki işlemler,
Tasarrufun İptali Davasının Şartları
İİK md. 277/1. fıkraya göre “aciz vesikası”, bu dava açısından özel dava şartıdır. Düzenlemede, alacaklılar tarafından bu davanın açılabilmesi için, alacaklıların elinde borçlu hakkında alınan bir aciz vesikası olmalıdır.
Yargıtay aciz vesikasının yanı sıra 3 tane daha özel dava şartının bulunduğunu ifade etmektedir. Yüksek Mahkeme, tasarrufun iptali nedenlerinin somut vakada oluşup oluşmadığının belirlenmesinden önce mahkemece genel şartlar ile özel şartlara birlikte bakılması gerektiğini belirtmektedir. Yargıtay’a göre tasarrufun iptali davasının açılabilmesi için gerekli olan şartlar;
⦁ Borçluya ilişkin kesinleşmiş bir icra takibi olmalı. Borçlunun icra takibine itiraz etmesi halinde ya da tebligatın usulüne uygun yapılmaması durumunda, icra takibi kesinleşmiş olmayacaktır. Bu durumda ise borçluya karşı tasarrufun iptali davası açılamaz.
⦁ Davacının gerçek bir alacağı bulunmalı. Bu şartın gerçekleşmesiyle bu dava, borçlu ve malı alan üçüncü kimseye karşı açılabilecektir. Böylece, iyiniyetli üçüncü kişiler korunmaktadır.
⦁ İptal konusu tasarruf, borç doğduktan sonra gerçekleşmeli.
⦁ Borçlu hakkında alınan kesin ya da geçici bir aciz vesikası bulunmalıdır. Bu vesika, davanın tüm aşamalarında alınmış olabilir. İstinaf, temyiz aşamalarında alınabileceği gibi karar düzeltme sırasında da alınabilir. Yeter ki, davanın açıldığı tarihte, borçlunun borçlarını ödemekten acze düşmüş olsun.
Yukarıda sayılan genel dava şartları ve özel dava şartlarının birlikte bulunması durumunda, dava esas yönünden incelenecektir. Daha sonra iptal nedenlerinin bulunup bulunmadığı belirlenecektir.
Aciz Durumunda Yapılan Tasarrufların İptal Edilmesi
Borçlunun aczi halinde verilen aciz vesikası icra dairesi tarafından alacaklıya verilmektedir. Hacze konu malların nakite çevrilmesine karşın, alacağına tamamen kavuşamayan alacaklı bu vesikayı alabilir. İcra dairesi tarafından verilen vesikada, alacağın ödenmeyen kısmı belirtilmektedir.
İki tür aciz vesikası bulunmaktadır. Bunlardan birisi kesin aciz vesikası olup İİK’ nın 143. maddesinde düzenlenmiştir. Diğeri, geçici aciz vesikasıdır ve İİK’ nın 105/2. fıkrasında düzenlenmiştir.
İİK’ nın 105 maddesinde, haczi kabil bir mala sahip olmayan borçluya ilişkin bir haciz tutanağı tutulmaktadır. Bu tutanak, İİK’ nın 143. maddesinde belirtilen geçici aciz vesikası olarak kabul edilmektedir. Bu vesika tasarrufun iptali davasında kullanılabilir.
Alacaklıların elinde kesin ya da geçici aciz belgesinin bulunması, tasarrufun iptali davasının açılabilmesi için önkoşuldur. Ancak, bu belgenin dava açılmadan önce ya da sonra alınabilmesi mümkündür. Buna göre davanın açıldığı tarihte, borçlu borcunu ödemekten acizse, daha sonra alınan aciz belgesi de kabul edilmektedir. Diğer taraftan borçlu kayıp ya da adresi belirlenemiyorsa, icra dairesi tarafından, tespit edilen ve bilinen adreslerine gidilir. Bu adreslerde borçluya ait haczedilebilecek mallar olmadığı saptanmışsa, aciz durumu oluşacaktır.
Borca Batık Borçlunun Yaptığı Tasarrufların Durumu
Borçlarını ödemekten aczi durumunda borçlunun son 1 yılda gerçekleştirdiği bazı işlemler tasarrufun iptali davasının konusu olacaktır. Buna göre hacizden ya da haczedilebilir malının olmaması nedeniyle acizden veya iflas açılmışsa geriye doğru 1 yılda yaptığı tasarruflar iptal edilebilecektir. Fakat, borçlunun tasarruf yaptığı kişinin, borçlunun bu durumunu bilmediğini ispat etmesi halinde, dava açılamaz.
Borca batıklıktan dolayı iptal davasının açılabileceği durumlar;
⦁ Vadesi henüz gelmemiş borçlar için borçlunun yaptığı ödemeler.
⦁ Kişisel bir hakkın kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler.
⦁ Parasal olarak ya da alışılagelmiş bir ödeme aracının dışında yaptığı ödemeler.
⦁ Teminat göstermediği daha önce taahhüt ettiği hallerin dışında kalan, borçlunun mevcut borcuna yönelik yaptığı rehinler.
Bağışlama Olarak Yapılan Kazandırmaların Durumu
İİK’ nın 278. maddesine göre alışılmış hediyelerin dışında kalan, hacizden ya da haczedilebilir bir malının olmamasından dolayı acizden veya iflas yoluna gidilmişse geriye dönük 2 yıl içindeki karşılıksız kazandırmalar iptale konu olacaktır. Burada sözü edilen alışılmış hediyeyle, nişan, düğün, doğum günü vb. hallerde verilen hediyeler kastedilmektedir. Bu davanın açılmasını gerektiren bir alacak 2 yıldan daha yakın bir süreçte doğmuş olabilir. Fakat dava, bu tarihten sonra yapılan ivazsız kazandırmalara yönelik açılabilir.
Buna göre alışılmış hediyelerin dışında kalan, borçlu tarafından son 2 yılda yapılan her türlü bağış ve karşılıksız kazandırmaların iptal edilmesi gerekir. İİK’ nın 278/2. fıkrasında hangi durumların karşılıksız kazandırma sayılacağı belirtilmektedir. Buna göre;
⦁ Eşler arasında yapılanlar,
⦁ Usûl ve füru arasında yapılanlar,
⦁ Üçüncü derece dahil hısımlar arasında yapılanlar,
⦁ Evlatlık ve evlat edinen arasında yapılanlar,
⦁ Sözleşme yapılırken borçlunun devrettiği malın karşılığında, gerçek değerinden daha azını kabul ettiği haller,
⦁ Borçlu tarafından kendisi ya da üçüncü bir kimsenin yararına yapılan bazı işlemler. Bunlar ömür boyu gelir ya da intifa hakkı kurduğu sözleşme ve ölünceye kadar bakma sözleşmeleridir.
Davayı Kimler Açılabilir (Davacılar)
Bu davayı, aciz vesikasına sahip alacaklılar açabilir. Bu vesikanın dava sırasında elde edilmiş olması gerekmemekte, kanun yollarında ya da bozma sonrası gidilen karar düzeltme sırasında da edinilmiş olması yeterlidir.
Dava Kimlere Karşı Açılabilir (Davalılar)
İİK. md. 282’de bu davanın davalıları belirtilmiştir. Tasarrufun İptali davası, borçlu ve borçludan malı devralan üçüncü kişilere açılmaktadır. Dolayısıyla davanın davalısı borçlu ve 3. kişiler olacaktır. Burada sözü edilen 3. kişiler, borçluyla hukuksal işlemler yapan ya da borçlunun ödeme yaptığı kişiler ile bu kimselerin mirasçılarıdır. Görüleceği gibi, bu davda birden çok davalı bulunmaktadır. Bunun yanı sıra bu davalılardan birisi zorunlu olarak borçlu olmaktadır.
Borçlu ve üçüncü kişiler arasında şekli olarak zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Tasarrufun iptali davası, bu davanın konusu olan mallara ilişkin tasarruf gerçekleştiren borçlu ve üçüncü kişiyle bu kimselerin mirasçıları aleyhinde açılabilir. Dolayısıyla dava, borçlu ve üçüncü kişiler ya da bunların mirasçılarına yönelik birlikte açılmalıdır. Bu nedenle davalı taraftaki eksiklik giderilmeden davanın esasına girilemeyecektir.
İstihkak davasına karşı gidilen iptal davasında, takip borçlusu ve üçüncü kişi açısından, şekli olarak zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunun mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekmektedir. Bu nedenle mahkemenin burada davalı taraf eksikliğini gidermesi ve böylece davanın esas yönünden incelenebilmesi mümkün olacaktır.
Hak Düşürücü Süre
İİK md. 284’te, bu dava açısından hak düşürücü sürenin bulunduğu belirtilmiştir. Düzenlemede, alacaklı tarafından bu davanın açılması hakkı, iptale konu tasarrufun yapıldığı tarih itibariyle 5 sene geçince düşmektedir. Düzenlemenin kenar başlığı, “hak düşürücü müddet” olduğundan, metinde ifade edilen sürenin hak düşürücü süre olduğu, yani zamanaşımı olmadığı ifade edilmelidir. Bunun yanısıra bahse konu hüküm, istihkak davasına karşı açılabilen tasarrufun iptali davası açısından da dikkate alınmalıdır. Buna göre davacının 5 yıllık hak düşürücü süreyi geçirmemesi gerekecektir.
Davada İyi Niyetli 3. Kişilerin Durumu
Bu dava, aralarında zorunlu dava arkadaşlığının bulunduğu kimselerden başkasına da açılabilir. Dolayısıyla, davaya konu mal üzerinde üçüncü kişiyle tasarruf işlemi yapan diğer kimseler aleyhine de tasarrufun iptali davası açılabilmektedir. Bu kimseler borçlunun malını devraldığı üçüncü kişiden sonra gelen kötüniyetli dördüncü ya da daha sonraki kimselerdir. Kötüniyetli kimselerin, durumu bilerek malları elde ettiği ispat edilebilirse, bu kimseler hakkında da tasarrufun iptali davası açılabilir.
Tasarrufun iptali davasının açılmasıyla iyiniyetli kimselerin haklarına dokunulmayacaktır. Ancak, üçüncü kişiyle tasarruf işlemi yapan daha sonraki kimselerin iyiniyetli olması durumunda, bu kimselerin davalı olarak kabulleri mümkün değildir. Dolayısıyla borçlunun malını devrettiği üçüncü kişinin, malı başka bir kimseye devretmesi halinde ve bu kimsenin iyiniyetli olması durumunda onun hakkında tasarrufun iptali davası açılamaz. Eğer bunlar hakkında dava açılmış ise davanın reddine karar verilecektir. Fakat, bu kişinin kötüniyetli olması durumunda tasarrufun iptali davası açılabilir ve davanın kabulüne karar verilir.
Dava ayni olmayıp, şahsi bir davadır. Buna göre borçlunun devrettiği malın üçüncü kişilerin elinde olduğu sırada satılması halinde, alacaklılar satıştan elde edilen paradan alacağına kavuşacaktır. Alacaklının alacağını aldıktan sonra geriye para kalırsa, bu kısım malı devralan üçüncü kişiye verilecektir. Ancak borçludan malı devralan 3. kişi, elindeki malı, iyiniyetli başka bir kişiye devretmişse, bu kimse tasarrufun iptali davasından etkilenmeyecektir.
Bu davanın, alacaklılar açısından hakkaniyetli sonuçları olduğu düşünülse dahi, iyiniyetli üçüncü kişiler açısından bu durum geçerli değildir. Borçlunun elden çıkardığı malın satışının iptal edilmesi ve haczedilmesi sonrasında veya davanın görüldüğü sırada tapuda ihtiyati haczin konulmasından dolayı iyiniyetli üçüncü kişiler bu malı satamamaktadır. Bu nedenle bu kişiler zarara uğradığından, malın ilk sahibi olan borçludan, bu zararlarını talep edebilir. Bu nedenle mahkemeler tarafından, davanın şartlarının dava başlamadan önce ve tarafların tümü açısından bu şartların sağlanıp sağlanmadığının belirlenmesi önemlidir. Koşulları sağlanmışsa İİK’ nın 281. maddesine göre ihtiyati haciz kararı verilmesi ve yeterli oranda teminata bağlanması zorunludur. Ancak, mahkemeler tarafından, davacının bir banka olması halinde, icra dosyasının da istenmediği ve teminata bağlanmaksızın ihtiyati haciz kararlarının verildiğine de rastlanmaktadır.
Tasarrufun İptali Davalarında Kararların İcra Edilmesi
İİK’ nın 283. maddesi uyarınca davanın kabul edilmesi üzerine alacaklılar, dava konusu mallara ilişkin cebri icraya gidebilir. Böylece davalılar, haklarına kavuşabilecektir. Davaya konu olan bir taşınmaz ise, haciz ve satış isteyebilirler.
Davanın konusu olan mal, borçlunun devrettiği üçüncü şahıs tarafından, başkasına devredilmişse, bu malların yerine geçecek oranda tazminat kararı verilir. Borçlu ya da üçüncü kişinin bağış yaptığı kimse, iyiniyetliyse, davanın açılması sonrasında elinde kalan miktar geri verilmeye zorlanabilir.
Davaya Bakmakla Görevli ve Yetkili Mahkeme
İİK md. 277 vd. hükümlerinde bu davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkeme özel olarak düzenlenmemiştir. İİK’ nın 281/1. fıkrasında yalnızca “mahkeme” ibaresi bulunduğundan, davaya bakacak olan mahkeme açısından genel hükümlere gidilmesi gerekmektedir. HMK md. 2/1. fıkraya göre bu davaya genel görevli mahkemeler bakmalıdır. Dolayısıyla, HMK ve İİK’ daki düzenlemelerin birlikte ele alınması sonucunda tasarrufun iptali davası açısından Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu söylenebilecektir.
Davaya bakmakla yetkili mahkeme de belirtilmediğinden, HMK'daki genel yetki kurallarına göre, borçlu veya üçüncü kişinin yerleşim yeri mahkemesinde dava açılır.
İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz Kararı
Tasarrufun iptali davasının yanı sıra davacılar tarafından geçici koruma kararının uygulanması istenebilir. Bu kapsamda mahkeme yapacağı değerlendirmeyle ihtiyati tedbir (davanın görüldüğü sırada malın üçüncü şahıslara devrini engeller) ve ihtiyati haciz (dava sırasında üçüncü kişilerin davanın konusu olan mallara ilişkin koyabileceği hacizlerden dolayı hak kaybının önlenmesi ve davacının hacizdeki sırasını kaybetmemesi için) kararı verebilir. Alacaklının, alacağını yaklaşık ispat ettiğinde geçici koruma kararı verilebilir.
Yargıtay’a göre tasarrufun iptali davasında mahkemenin koyduğu ihtiyati tedbir kararının, ihtiyati haciz olarak kabul edilmesi gerekir. İİK’nın 281. maddesine göre mahkeme, iptale konu mallara ilişkin ihtiyati haciz kararı verebilecektir. Teminatın gerekliliği ve miktarına mahkeme tarafından hükmedilecektir. Davanın elden çıkarılmış mallar yerine kaim olan kıymete taalluku durumunda, teminatsız olarak ihtiyati hacze dair karar verilememektedir.
Tasarrufun İptali Davasının Sonuçları
Tasarrufun iptali davasını alacaklıların kazanması halinde, davaya konu mal el değiştirmemektedir. Bu mal, borçlu tarafından devir yapılan üçüncü kişinin mülkiyetinde kalır. Ancak alacaklı, tasarrufa konu malı, borçlunun mülkiyetinde gibi haczettirebilir. Böylece malı sattırarak, alacağına kavuşabilir.
Davaya konu mal, başka bir kimseye devredildiğinde, devri yapan üçüncü kişiler, bedelle sorumlu olur. Çünkü, İİK’ nın 283. maddesi uyarınca iptal davası bedele dönüşebilir. Birden fazla devir varsa, kötü niyetin ispatlanamadığı durumlarda, her bir tasarruf iptal edilir.
İptal davası şahsi dava olduğundan yalnızca taraflar açısından hüküm doğurur. Bu dava sonucunda verilecek iptal kararıyla sadece davacı olan alacaklıya yönelik hükümsüz bir tasarruf söz konusu olur. Bunun dışında kalan üçüncü kişiler bakımından yapılan tasarruf işlemleri geçerli olmaya devam edecektir.