KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN SORUMLULUĞU KAÇ YIL SÜRER, NE ZAMAN BİTER?
Bu içerik 8 Ekim 2026 tarihinde güncellenmiştir.
ÖZET: Kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, kefaletin kanuni geçerlilik şartlarına, eşin yazılı rızasına, kefalet süresine ve üstlenilen borçların kapsamına bağlı olup kira sözleşmesinin uzaması, kefilin sorumluluğunun kendiliğinden devam edeceği anlamına gelmez.
➔ Kira sözleşmesinde kefilin yalnızca imza atması, kefaletin geçerli olması için yeterli değildir.
➔ Kefalet tarihi ve azami sorumluluk tutarı, kefilin kendi el yazısıyla belirtilmelidir.
➔ Evli kefiller için kanuni istisnalar dışında eşin yazılı rızası gereklidir.
➔ Bir yıllık kira sözleşmesinin uzaması, kefilin sorumluluğunu otomatik olarak uzatmaz.
➔ Kefilin aidat, kira borcu ve taşınmaz zararlarından sorumluluğu, kefaletin kapsamına göre belirlenir.
➔ Gerçek kişilerin kefaleti kural olarak on yıl sonunda kendiliğinden sona erer.
“Kira sözleşmesi nasıl yapılır” adlı çalışmamız için ➔ Tıklayın
KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN SORUMLULUĞU, GEÇERLİLİK ŞARTLARI VE KEFALET SÜRESİ
Kira sözleşmelerinde kiracının kira bedelini ödememesi veya sözleşmeden kaynaklanan diğer borçlarını yerine getirmemesi ihtimaline karşı kiraya verenin güvence istemesi oldukça yaygın bir uygulamadır. Bu güvencelerden biri de kira sözleşmesine kefil gösterilmesidir. Ancak kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, yalnızca sözleşmeye imza atılmasıyla kendiliğinden ortaya çıkmaz. Kefaletin hukuken geçerli olabilmesi için kanunda düzenlenen şekil şartlarının yerine getirilmesi, kefilin üstlendiği borçların belirlenmesi ve sorumluluğun sınırlarının açıkça ortaya konulması gerekir.
Kira kontratında kefilin sorumluluğu değerlendirilirken kefaletin geçerlilik şartları, kefilin sorumlu olduğu azami tutar, kefalet süresi ve sözleşmenin yenilenmesi durumunda ortaya çıkan hukuki sonuçlar önem taşır. Özellikle kira sözleşmesinde kefil kaç yıl sorumludur, bir yıllık kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu ne zaman sona erer, kira sözleşmesi uzarsa kefillik devam eder mi, müteselsil kefil hangi borçlardan sorumludur ve kefilin eşinin rızası gerekir mi soruları uygulamada sıkça gündeme gelmektedir.
Bu yazıda kira sözleşmesinde kefaletin şartları, uzayan kira dönemlerinde kefilin hukuki durumu, ödenmeyen kira borcundan dolayı kefile icra takibi yapılması, aidat ve taşınmazda meydana gelen zararlardan kaynaklanan sorumluluk ile kefalet ilişkisinin sona ermesi, Türk Borçlar Kanunu hükümleri ve konuya ilişkin Yargıtay kararları çerçevesinde ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
KİRA SÖZLEŞMESİNE KEFİL OLAN KİŞİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU NEDİR?
Bir kira sözleşmesine kefil olan kişinin hukuki sorumluluğundan söz edilebilmesi için öncelikle taraflar arasında kanuni koşullara uygun, geçerli bir kefalet ilişkisinin kurulmuş olması gerekir. Kefalet sözleşmesinin geçerliliği bakımından kanunun aradığı şekil kuralları büyük önem taşır. Bunun yanında kefilin hangi borçları güvence altına aldığı, sorumluluğunun ne kadar süreyle devam edeceği ve üstlenebileceği azami borç miktarı da belirlenmelidir.
Kefalet sözleşmesiyle kefil, kiracı ile kiraya veren arasındaki kira ilişkisinden kaynaklanan ve güvence kapsamına giren borçların kiracı tarafından yerine getirilmemesi durumunda, bunun hukuki sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı kabul eder. Başka bir ifadeyle kefil, kira sözleşmesinin doğrudan tarafı olan kiracının üstlendiği belirli borçlara güvence sağlamaktadır.
Uygulamada kira sözleşmelerine kefil eklenmesinin temel amacı, kiracının kira bedelini zamanında veya hiç ödememesi ihtimaline karşı kiraya verenin alacağını güvence altına almaktır. Kefil, kiraya verenle kurduğu kefalet ilişkisi kapsamında, kiracının ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde belirlenen sınırlar içerisinde kendi malvarlığıyla sorumlu olmayı üstlenir.
Bununla birlikte kira kontratında bir kişinin kefil olarak gösterilmiş olması veya sözleşmede imzasının bulunması, tek başına hukuki sorumluluğun doğması için yeterli değildir. Kefaletin kanunda öngörülen şekle uygun kurulması, hangi borçları kapsadığının anlaşılması ve diğer geçerlilik koşullarının yerine getirilmesi zorunludur.
Kefilin sorumluluğunun kapsamına, geçerli kefaletin içeriğine bağlı olarak öncelikle ödenmeyen kira bedelleri ve kiracının ödemekle yükümlü olduğu yan giderler girer. Bununla birlikte kefil yalnızca kira bedelinin ödenmesini güvence altına almışsa, kiracının kira sözleşmesinden kaynaklanan diğer bütün yükümlülüklerini yerine getirmemesinden otomatik olarak sorumlu tutulamaz.
Örneğin kefalet sözleşmesinde yalnızca aylık kira bedellerine ilişkin güvence verildiği açıkça belirtilmişse, kiralanan taşınmazın kötü kullanılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar bakımından kefilin ayrıca sorumlu olup olmadığı, kefalet taahhüdünün kapsamına göre değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, yalnızca isim ve imzaya değil, kanuna uygun olarak düzenlenmiş geçerli bir kefalet taahhüdüne dayanmalıdır. Bu nedenle kefalet sözleşmesinin yazılı yapılması, kefilin sorumlu olacağı azami tutarın ve kefalet tarihinin kendi el yazısıyla belirtilmesi gibi zorunlu koşulların yerine getirilmesi gerekir. Kira sözleşmesine kefil olacak kişilerin ve kiraya verenlerin, sözleşmenin hazırlanması aşamasında hukuki şartları dikkatle değerlendirmeleri olası hak kayıplarının önlenmesi bakımından önemlidir.
KİRA KONTRATINDA KEFALETİN GEÇERLİ OLMASI İÇİN HANGİ ŞARTLAR ARANIR?
Kira sözleşmesinde kefilin borçtan sorumlu tutulabilmesi için Türk Borçlar Kanunu’nda kefalet sözleşmeleri bakımından öngörülen geçerlilik şartlarının tamamlanmış olması gerekir. Uygulamada, kira kontratının sonunda bulunan kefil bölümüne isim yazılması ve imza atılmasının yeterli olduğu düşünülse de bu yaklaşım hukuken doğru değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması zorunludur. Bunun yanında kefilin sorumlu olacağı en yüksek borç tutarı ile kefaletin kurulduğu tarihin sözleşmede gösterilmesi gerekir. Kefilin sorumluluk üstlendiği azami miktarı ve kefalet tarihini bizzat kendi el yazısıyla yazması kanuni geçerlilik koşuludur (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması zorunludur. Bunun yanında kefilin sorumlu olacağı en yüksek borç tutarı ile kefaletin kurulduğu tarihin sözleşmede gösterilmesi gerekir. Kefilin sorumluluk üstlendiği azami miktarı ve kefalet tarihini bizzat kendi el yazısıyla yazması kanuni geçerlilik koşuludur (Yargıtay 6. HD. 10.02.2016 Tarihli, 2015/11636 E. ve 2016/794 K. Sayılı Kararı).
Kefilin adi kefil yerine müteselsil kefil sıfatıyla sorumluluk üstlenmesi amaçlanıyorsa, bu durumu da kendi el yazısıyla açıkça belirtmesi gerekir (Yargıtay 6. HD. 10.02.2016 Tarihli, 2015/11636 E. ve 2016/794 K. Sayılı Kararı). Müteselsil kefalet iradesi, doğrudan bu ifadeyle veya aynı hukuki anlamı taşıyan başka bir açıklamayla ortaya konulabilir. Yargıtay tarafından incelenen uyuşmazlıkta, icra takibine dayanak yapılan kira sözleşmesinin 01.08.2012 tarihinde başladığı ve bir yıl süreyle düzenlendiği anlaşılmaktadır. Davalı borçlulardan biri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra sözleşmeyi kefil sıfatıyla imzalamıştır.
Kefilin sorumluluk miktarını, kefalet tarihini ve müteselsil kefillik iradesini kanunun aradığı şekilde açıklamaması, kefalet sözleşmesinin geçersizliği sonucunu doğurabilir. Böyle bir durumda kiraya verenin geçersiz kefalet taahhüdüne dayanarak kefilden ödeme istemesi hukuken mümkün olmayacaktır.
KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN EŞİNİN YAZILI RIZASI ZORUNLU MUDUR?
Kira sözleşmesine kefil olacak kişinin evli olması hâlinde, kefaletin geçerliliği bakımından eş rızası ayrıca değerlendirilmelidir.
Türk Borçlar Kanunu, belirli istisnalar dışında evli kişilerin kefil olabilmesi için diğer eşin yazılı onayını zorunlu tutmaktadır.
Bu nedenle kanunun eş rızasını gerekli gördüğü durumlarda, kefilin eşinin yalnızca sözlü olarak izin vermesi yeterli değildir. Rızanın yazılı şekilde verilmesi ve en geç kefalet sözleşmesinin kurulduğu anda mevcut olması gerekir. Kefalet sözleşmesinin imzalanmasından sonra alınan eş rızası, sözleşmenin kurulması sırasında mevcut bulunmayan zorunlu onayın yerine geçmez.
Türk Borçlar Kanunu’nun 584. maddesine göre eşlerden biri, mahkeme tarafından verilmiş bir ayrılık kararı bulunmadıkça veya kanunen ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, diğer eşin yazılı rızasıyla kefil olabilir. Bu onayın sözleşmenin kurulmasından önce veya en geç sözleşmenin kurulduğu sırada verilmesi gerekir.
Aynı düzenleme, kefalet sözleşmesinde sonradan gerçekleştirilen bazı değişiklikler bakımından yeniden eş rızası alınmasına gerek bulunmadığını da düzenlemektedir. Buna göre kefilin üstlendiği borç miktarını artırmayan, adi kefaleti müteselsil kefalete dönüştürmeyen ve kefilin lehine olan güvenceleri önemli ölçüde azaltmayan değişiklikler için tekrar eş rızası aranmaz.
BİR YILLIK KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN SORUMLULUĞU NE KADAR SÜRER?
Konut ve işyeri kiralarında sözleşmelerin bir yıllık süreyle düzenlenmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle 1 yıllık kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, sözleşmenin süresi dolduktan sonra kefaletin devam edip etmeyeceği bakımından önem taşımaktadır.
Bir yıllık kira kontratına kefil olan kişinin sorumluluğu değerlendirilirken, kefaletin hangi süre için verildiğinin belirlenmesi gerekir. Kira sözleşmesinin bir yıl sonunda kendiliğinden uzaması, kefilin sorumluluğunun da koşulsuz olarak yeni kira dönemlerine taşınacağı anlamına gelmez (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 16.05.2018 Tarihli, 2018/9388 E. ve 2018/12781 K. Sayılı Kararı).
Kefaletin sonraki kira dönemlerinde devam edebilmesi için uzayan dönemlere ilişkin sorumluluğun kapsamının ve süresinin hukuken geçerli şekilde belirlenmiş olması gerekir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 02.02.2012 Tarihli, 2011/12651 E. ve 2012/1327 K. Sayılı Kararı)
KİRA SÖZLEŞMESİ YENİLENİRSE KEFİLİN SORUMLULUĞU DEVAM EDER Mİ?
Kira sözleşmesinin süresinin dolması ve kiracının taşınmazı kullanmaya devam etmesi durumunda kefilin hukuki sorumluluğunun kendiliğinden devam edip etmeyeceği önemli bir uyuşmazlık konusudur. Özellikle uzayan kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, kefaletin başlangıçta hangi koşullarla üstlenildiğine ve yenilenen dönemler için geçerli bir taahhüdün bulunup bulunmadığına göre belirlenmektedir.
Kefilin uzayan kira dönemlerinden de sorumlu tutulabilmesi için bu hususun sözleşmede açıkça düzenlenmesi gerekir. Bunun yanında uzayan dönemlerde kefilin ne kadar süreyle ve hangi azami tutara kadar sorumlu olacağının da hukuken geçerli şekilde belirlenmiş olması zorunludur.
Yargıtay kararlarında, kira sözleşmesinin devam ettiği bütün dönemlerde kefaletin de süreceğini öngören genel ifadelerin, kefilin sorumluluk süresi ve miktarı açıkça belirlenmemişse sınırsız bir kefalet yükümlülüğü doğurmayacağı kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2006 Tarihli, 2006/6-78 E. ve 2006/88 K. Sayılı Kararı).
Kefilin gelecekte kaç yıl boyunca sorumluluk taşıyacağını veya hangi miktara kadar borç üstleneceğini bilemediği bir sözleşmeyle belirsiz süreli ve sınırsız sorumluluk altına sokulması hukuken geçerli görülmemektedir.
Bu nedenle kefaletin uzayan kira dönemleri için de devam edeceği kararlaştırılmış olsa bile sorumluluğun azami süresinin ve miktarının belirlenmediği durumlarda, kefilin yalnızca ilk sözleşme dönemiyle sınırlı şekilde sorumlu olduğu sonucuna ulaşılabilmektedir.
Dolayısıyla kira sözleşmesi uzadığında kefilin sorumluluğunun devam etmesi, yalnızca kiracının taşınmazda kalmaya devam etmesine bağlı değildir. Kefaletin yenilenen dönemleri kapsaması, sorumluluk süresinin ve azami miktarının geçerli biçimde belirlenmiş olması gerekir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 22.10.2013 Tarihli, 2013/10579 E. ve 2013/14088 K. Sayılı Kararı).
KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİLLİK KAÇ YIL GEÇERLİDİR?
Kira kontratına kefil olan kişilerin en çok merak ettiği konulardan biri, üstlendikleri sorumluluğun kaç yıl boyunca devam edeceğidir. Kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu kaç yıl sürer? sorusunun cevabı, kefalet sözleşmesinde belirlenen süreye ve Türk Borçlar Kanunu’nun kefaletin sona ermesine ilişkin hükümlerine göre değişmektedir.
Taraflar kefalet sözleşmesini belirli bir süre için yapabilecekleri gibi, kanuni sınırlar içerisinde süresiz bir kefalet ilişkisi de kurabilirler. Bununla birlikte gerçek kişiler tarafından verilen kefaletler bakımından kanun özel bir azami süre düzenlemiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesine göre gerçek bir kişinin verdiği kefalet, sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren on yılın geçmesiyle kendiliğinden sona erer.
Kira sözleşmesinin süresi ile kefaletin süresi birbirinden farklı kararlaştırılmış olabilir. Örneğin iki yıl süreli bir kira sözleşmesinde kefalet yalnızca bir yıllık süre için verilmişse, kefilin sorumluluğu kural olarak kararlaştırılan kefalet süresiyle sınırlıdır (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 06.03.2012 Tarihli, 2011/14634 E. ve 2012/3488 K. Sayılı Kararı).
Bununla birlikte kefalet süresinin bitmesi, kefilin sorumluluk döneminde doğmuş borçlara ilişkin bütün taleplerin kendiliğinden ortadan kalktığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Önceden doğmuş borçların durumu, kefaletin kapsamı, kanuni süreler ve alacaklının başvuru koşulları dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.
KİRA SÖZLEŞMESİNDE ADİ KEFİL İLE MÜTESELSİL KEFİL ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?
Kira sözleşmesinde adi kefalet ile müteselsil kefalet arasındaki ayrım, kiraya verenin ödenmeyen kira alacağı nedeniyle doğrudan kefile başvurup başvuramayacağının belirlenmesi açısından önemlidir.
Her iki kefalet türünde de kefil, kiracının güvence altına alınan borcunu yerine getirmemesinin sonuçlarından sorumlu olmayı üstlenir. Ancak alacaklının kefile hangi şartlarla başvurabileceği bakımından farklı kurallar uygulanmaktadır.
Adi Kefalette Kiraya Veren Doğrudan Kefile Başvurabilir mi?
Adi kefalette temel kural, kiraya verenin öncelikle asıl borçlu olan kiracıya başvurmasıdır. Kiraya verenin kiracıyı takip etmeden doğrudan adi kefile yönelmesi, kanunda düzenlenen istisnai durumlar dışında mümkün değildir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 585. maddesinde, adi kefile doğrudan başvurulabilecek belirli hâller düzenlenmiştir. Bunlar arasında kiracı aleyhine yürütülen icra takibi sonucunda kesin aciz belgesi alınması, kiracıya karşı Türkiye’de takip yapılmasının imkânsız veya önemli ölçüde güç hâle gelmesi, kiracının iflası ve kendisine konkordato mühleti verilmesi bulunmaktadır.
Ayrıca alacağın rehinle güvence altına alınması veya yalnızca açığın kapatılması için kefalet verilmesi durumunda kanunda öngörülen özel kurallar uygulanır.
Adi kefalette kiraya veren, kanuni şartlar oluşmadan kefilden ödeme talep ederse kefil, önce asıl borçluya başvurulması gerektiğini ileri sürerek tartışma def’inden yararlanabilir.
Müteselsil Kefalette Kiraya Verenin Hakları Nelerdir?
Müteselsil kefalette ise kiraya verenin kefile başvurması bakımından adi kefaletten farklı bir hukuki düzenleme bulunmaktadır. Kefilin müteselsil kefil sıfatıyla veya aynı anlama gelen bir ifadeyle borç üstlendiğini, kanunun öngördüğü biçimde kendi el yazısıyla belirtmesi gerekir.
Geçerli bir müteselsil kefalet ilişkisi varsa kiraya veren, Türk Borçlar Kanunu’nun 586. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi durumunda kiracı hakkında önceden icra takibi başlatmaksızın kefile başvurabilir. Bunun için kiracının borcunu ödemede gecikmiş olması ve kendisine yapılan ihtarın sonuçsuz kalması veya kiracının açıkça ödeme güçsüzlüğü içerisinde bulunması gerekir.
Dolayısıyla müteselsil kefalet, kiraya verene her durumda ve hiçbir koşul aranmadan kefile başvurma hakkı tanımaz. Kanunda öngörülen başvuru şartlarının gerçekleşmesi zorunludur.
Örneğin kiracı, vadesi gelen kira bedelini ödememiş ve kendisine yapılan ihtara rağmen borcunu yerine getirmemişse, diğer hukuki şartların da bulunması kaydıyla kiraya verenin müteselsil kefile karşı icra takibi başlatması mümkün olabilir.
Müteselsil kefaletin en önemli özelliği, kiraya verenin asıl borçluya yönelik takip işlemlerini tamamlamasını veya kesin aciz belgesi almasını her durumda zorunlu kılmamasıdır. Buna karşılık adi kefalette kefilin ikincil sorumluluğu esas olup, kanunda belirtilen istisnalar dışında alacaklının öncelikle kiracıya yönelmesi gerekmektedir.
KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİL HANGİ BORÇLARDAN SORUMLU TUTULABİLİR?
Kira sözleşmesine kefil olan kişinin yalnızca ödenmeyen kira bedellerinden mi yoksa kiracının diğer borçlarından da mı sorumlu olduğu, kefalet sözleşmesinin kapsamına göre belirlenir. Bu nedenle kira sözleşmesinde kefil hangi borçlardan sorumludur? sorusunun cevaplandırılmasında, kefilin yazılı olarak hangi yükümlülükleri güvence altına aldığı önem taşır.
Kefil, yalnızca kiracının aylık kira bedelini ödeme yükümlülüğünü üstlenmiş olabilir. Aynı şekilde kira sözleşmesinden doğan başka bir borcun yerine getirilmesini de güvence altına alabilir.
Kefalet taahhüdünde belirli bir borca açıkça yer verilmişse sorumluluk bu borç esas alınarak değerlendirilir.
Buna karşılık kefil, kiracının kira sözleşmesinden kaynaklanan bütün borçlarını güvence altına aldığını geçerli bir yazılı taahhütle kabul etmişse, sorumluluğu yalnızca kira bedeliyle sınırlı kalmaz. Böyle bir durumda kira bedellerinin yanı sıra sözleşmenin kapsamına giren başka yükümlülüklerin de kefalete dâhil olması mümkündür.
Ancak kefilin bütün borçlardan sorumlu olacağına ilişkin genel ifadeler, kanuni şekil şartlarını, kefaletin azami tutarını ve geçerli sorumluluk sınırlarını ortadan kaldırmaz. Kefilin hangi borç kalemlerinden sorumlu olacağı belirlenirken sözleşmenin içeriği, güvence altına alınan borcun niteliği, kefilin üstlendiği azami miktar ve sorumluluk süresi birlikte incelenmelidir.
Dolayısıyla kiracının her türlü sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle doğan bütün zararların, hiçbir ayrım yapılmadan kefilden istenebileceğini kabul etmek doğru değildir.
KEFİL AİDAT BORCU, TAŞINMAZA VERİLEN ZARAR VE HOR KULLANMA BEDELİNDEN SORUMLU MUDUR?
Kira sözleşmelerinde kefilin sorumluluğu bakımından ortaya çıkan diğer önemli uyuşmazlıklar, kira bedeli dışında kalan aidat alacakları, ortak giderler, taşınmazın kötü kullanılması nedeniyle oluşan zararlar ve diğer tazminat talepleridir.
Kira sözleşmesinde kefil aidattan sorumlu mu? sorusu cevaplandırılırken öncelikle kefalet sözleşmesinin hangi borç kalemlerini kapsadığı araştırılmalıdır.
Kefil yalnızca kira bedellerine ilişkin güvence vermişse, aidat veya kiralananın kötü kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tazminat borçlarının da kendiliğinden kefalet kapsamına girdiği söylenemez.
Kira bedeli dışında kalan bu tür alacaklardan kefilin sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülüklerin de kefalet kapsamında bulunduğunun sözleşmeden anlaşılması gerekir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 14.10.2019 Tarihli, 2018/7041 E. ve 2019/7812 K. Sayılı Kararı). Özellikle kiralanan taşınmazda meydana gelen hasarlar, olağan kullanım sınırlarını aşan zararlar ve kiraya verenin ileri sürdüğü diğer tazminat kalemleri bakımından kefilin üstlendiği borcun kapsamı ayrıca değerlendirilmelidir.
Kefilin kira bedeli dışındaki aidat, hasar, hor kullanma tazminatı ve benzeri alacaklardan sorumlu tutulabilmesi için ilgili borç kalemlerinin geçerli kefaletin kapsamına girmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle, kiracının taşınmazı kötü kullanması nedeniyle kiraya verene karşı tazminat borcu doğması, bu borcun her durumda kefilden de tahsil edilebileceği anlamına gelmez (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 15.01.2019 Tarihli, 2018/7941 E. ve 2019/134 K. Sayılı Kararı).
KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN SORUMLULUĞU HANGİ DURUMLARDA SONA ERER?
Kira sözleşmesinde kefilin üstlendiği hukuki sorumluluk, farklı nedenlerle sona erebilir. Kefaletin sona ermesi yalnızca kira sözleşmesinin süresinin dolmasına bağlı değildir. Asıl borcun ödenmesi, alacaklının borçluyu ibra etmesi, borcun yenilenmesi, kanuni sürenin dolması veya belirli koşullarda kefaletten dönülmesi de sorumluluğun sona ermesine yol açar.
Kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu ne zaman biter? sorusu değerlendirilirken her sona erme sebebinin kendine özgü hukuki sonuçları dikkate alınmalıdır.
1. Kiracının Borcunu Tamamen Ödemesi
Kefaletin sona ermesinin en temel nedenlerinden biri, güvence altına alınan asıl borcun tamamen yerine getirilmesidir. Kiracı, kefalet kapsamında bulunan kira bedellerini ve ilgili diğer borçlarını eksiksiz olarak ödemişse bu borçlar sona erer. Asıl borcun sona ermesiyle birlikte kefilin de söz konusu borç nedeniyle sorumluluğu ortadan kalkar.
Örneğin kiracı, ödemediği üç aylık kira borcunu sonradan tamamen kapatmışsa kefil aynı kira alacağı nedeniyle yeniden ödeme yapmakla yükümlü tutulamaz.
Burada önemli olan husus, güvence altına alınmış borcun tamamen sona ermiş olmasıdır. Kefaletin gelecekte doğabilecek başka borçları da kapsaması durumunda, bu borçlar yönünden hukuki durum ayrıca değerlendirilmelidir.
2. Kiraya Verenin Kiracıyı Borçtan İbra Etmesi
İbra, alacaklının borçluyu mevcut borcundan kurtarması sonucunu doğuran bir anlaşmadır.
Kiraya veren ile kiracı arasında yapılan geçerli bir ibra sözleşmesi sonucunda asıl borç ve kapsamına dâhil edilen yan borçlar sona ermişse, kefilin bu borçlara ilişkin sorumluluğu da ortadan kalkar.
Örneğin kiraya veren, kiracının belirli dönemlere ait bütün kira borçlarını ve bunlara bağlı yan yükümlülüklerini geçerli bir ibra anlaşmasıyla sona erdirmişse kefilden aynı borçların ödenmesini talep edemez.
Çünkü kefalet, asıl borca bağlı bir teminat ilişkisi olduğundan, güvence altına alınan borcun sona ermesi kural olarak kefilin de bu borçtan kurtulmasını sağlar.
3. Mevcut Borcun Yenilenerek Sona Erdirilmesi
Borcun yenilenmesi, mevcut ve geçerli bir borcun tarafların yenileme iradesiyle sona erdirilmesi ve yerine yeni bir borç ilişkisinin kurulmasıdır.
Kiracı ile kiraya veren arasında gerçekleştirilen geçerli bir yenileme işlemi sonucunda önceki borç sona ermişse, bu eski borç için verilmiş olan kefalet de kural olarak sona erer.
Örneğin tarafların mevcut kira borcunu hukuken sona erdirip onun yerine yeni ve bağımsız bir borç oluşturması durumunda, eski borcu güvence altına alan kefilin yeni borç bakımından sorumluluğu kendiliğinden devam etmez.
Ancak mevcut borcun yalnızca ödeme tarihinin değiştirilmesi veya yeni bir ödeme planına bağlanması, her durumda borcun yenilendiği anlamına gelmez. Yenilemenin gerçekleşip gerçekleşmediği, tarafların iradelerine ve yapılan anlaşmanın hukuki niteliğine göre belirlenir.
4. Kefilin Ölümü Durumunda Kefalet Borcunun Mirasçılara Geçmesi
Kira sözleşmesine kefil olan kişinin ölmesi, kefalet ilişkisinin kendiliğinden sona ermesine neden olmaz.
Kefilin ölümü hâlinde, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan ve hukuken devam eden yükümlülükler kural olarak mirasçılarına geçer. Bu nedenle kefilin vefat etmiş olması, kiraya verenin kefalet kapsamındaki alacağının her durumda ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir.
Bununla birlikte mirasçıların sorumluluğu, miras hukukunun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Özellikle mirasın reddedilmesi, terekenin durumu ve mirasçıların borçlardan sorumluluğuna ilişkin kurallar önem taşır.
Dolayısıyla kefilin ölümünden sonra ortaya çıkan hukuki durum, hem kefalet sözleşmesinin kapsamı hem de miras hukukunun ilgili hükümleri dikkate alınarak belirlenir.
5. Kefalet Sözleşmesinde On Yıllık Kanuni Sürenin Dolması
Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesi, gerçek kişiler tarafından verilen kefaletlere ilişkin özel bir süre sınırı öngörmektedir. Bu hükme göre bir gerçek kişinin verdiği kefalet, sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren on yılın dolmasıyla kendiliğinden sona erer.
Kira sözleşmesine güvence sağlamak amacıyla verilen kefalet de gerçek kişi tarafından üstlenilmişse bu kanuni düzenlemeye tabidir.
On yıllık sürenin başlangıcı, kira sözleşmesinin her yenilendiği tarih değil, ilgili kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihtir. Kefaletin başlangıçta on yıldan daha uzun süre için verilmiş olması, kanundaki azami süre sınırını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kefaletin uzatılması veya yeni bir kefalet sözleşmesinin kurulması mümkündür.
Bu nedenle on yıllık sürenin dolup dolmadığı belirlenirken kefaletin ilk kurulduğu tarih, varsa geçerli uzatma işlemleri ve yeni kefalet taahhütleri birlikte değerlendirilmelidir.
6. Kefilin Belirli Şartlarda Kefalet Sözleşmesinden Dönmesi
Türk Borçlar Kanunu’nun 599. maddesi, gelecekte doğacak borçlar için kefalet verilmesi hâlinde kefile belirli koşullar altında sözleşmeden dönme hakkı tanımaktadır.
Bu düzenlemeye göre kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra asıl borçlunun mali durumunun, borç henüz doğmadan önce önemli ölçüde kötüleşmesi durumunda kefil sözleşmeden dönebilir.
Aynı şekilde borçlunun mali durumunun, kefalet verildiği sırada kefilin iyi niyetle düşündüğünden çok daha kötü olduğunun sonradan anlaşılması hâlinde de bu hak gündeme gelebilir.
Ancak kefaletten dönme hakkının kullanılabilmesi için kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesi gerekir. Öncelikle kefaletin gelecekte doğacak bir borcu güvence altına alması ve dönme hakkının ilgili borç henüz doğmadan kullanılması gerekmektedir.
Kefil, kiraya verene yazılı bildirimde bulunarak kefalet sözleşmesinden dönme iradesini açıklamalıdır.
Bununla birlikte kanun, kefilin sözleşmeden dönmesi durumunda kiraya verenin korunmasına yönelik özel bir sorumluluk da düzenlemiştir.
Kiraya veren, kefalet sözleşmesine güvenerek bir zarara uğramışsa kefil bu zararı gidermekle yükümlü olabilir. Burada söz konusu olan zarar, kiraya verenin kefalet ilişkisinin kurulmasına duyduğu güven nedeniyle uğradığı ve hukukta menfi zarar olarak ifade edilen zarardır.
Örneğin kiraya verenin geçerli kefalet taahhüdüne güvenerek belirli işlemler yapması ve kefilin kanuni dönme hakkını kullanması sonucunda zarara uğraması durumunda, bu zararların tazmini gündeme gelir.
Sonuç olarak kefaletten dönme hakkı, kefilin hiçbir koşul olmadan ve istediği anda bütün borçlarından kurtulabileceği anlamına gelmez. Bu hakkın kullanılabilmesi için kanundaki şartların gerçekleşmiş olması ve gerekli yazılı bildirimin yapılması gerekir.
KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN SORUMLULUĞUNA İLİŞKİN EMSAL YARGITAY KARARLARI
Yargıtay, Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmasının zorunlu olduğunu; ayrıca kefilin sorumlu olacağı azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefillik söz konusuysa bu iradesini kendi el yazısıyla belirtmesi gerektiğini ifade etmiştir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 12.10.2016 Tarihli, 2016/6603 E. ve 2016/5869 K. Sayılı Kararı).
Yargıtay, kefilin sorumlu tutulabileceği azami borç miktarının, kefalet tarihinin ve müteselsil kefalet iradesinin kanunun aradığı biçimde yazılması gerektiğini belirtmektedir. Kira sözleşmesinde bu koşulları karşılayan geçerli bir kefalet taahhüdünün bulunmaması nedeniyle Yargıtay, kefil hakkında açılan davanın reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 21.01.2016 Tarihli, 2015/9230 E. ve 2016/198 K. Sayılı Kararı).
Yargıtay, yalnızca bilgisayar ortamında yazılan kefillik açıklamasının altında imzanın bulunmasının kanunda öngörülen zorunlu şekil şartlarını karşılamadığını değerlendirmiştir. Bu nedenle taraflar arasında hukuken geçerli bir kefalet sözleşmesinin kurulmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Karar, kira kontratındaki hazır kefil bölümlerinin tek başına yeterli olmadığını ve kanunun kefilin el yazısıyla oluşturulmasını istediği bilgilerin ayrıca bulunması gerektiğini ortaya koymaktadır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11.02.2019 Tarihli, 2017/5234 E. ve 2019/938 K. Sayılı Kararı).
Yargıtay, kefilin üstlendiği azami tutarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefillik iradesini kendi el yazısıyla belirtmesinin zorunlu olduğunu ifade etmiştir. Bu nedenle hukuken geçerli bir kefalet taahhüdünün bulunmadığı ve davalı kefilin ilgili borçlardan sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşılmıştır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.12.2017 Tarihli, 2017/13632 E. ve 2017/18443 K. Sayılı Kararı).
Kiraya verenin dayandığı sözleşmede, uzayan kira dönemlerine ilişkin kefalet süresi ve sorumluluk miktarı yeterince belirlenmediği durumlarda Yargıtay, kefilin yenilenen kira dönemine ait kira bedelinden sorumlu tutulmasını hukuka aykırı bulmuş ve verilen kararın bozulması gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 17.12.2015 Tarihli, 2015/940 E. ve 2015/11221 K. Sayılı Kararı).
Yargıtay, kiracının hor kullanmadan sorumlu tutulacağına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından kefilden hor kullanma tazminatı ve onarım süresine ilişkin kira bedelinin tahsil edilmesini hukuka uygun bulmamıştır (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 31.03.2010 Tarihli, 2009/10913 E. ve 2010/3636 K. Sayılı Kararı).
KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN SORUMLULUĞU HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR
1. Kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu kaç yıl devam eder?
Kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, kefalet sözleşmesinde belirlenen süreye ve güvence altına alınan borçların kapsamına göre değişir. Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesi uyarınca gerçek kişilerin verdiği kefalet, kanuni şartlarla uzatılmadıkça sözleşmenin kurulmasından itibaren on yılın sonunda kendiliğinden sona erer.
2. Bir yıllık kira sözleşmesi bitince kefillik otomatik olarak sona erer mi?
Bir yıllık kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, kefaletin hangi süre ve borçlar için verildiğine göre belirlenir. Sözleşmenin kendiliğinden uzaması kefilliği otomatik olarak uzatmaz; yenilenen kira dönemlerinden sorumluluk için kefalet süresinin ve azami miktarının geçerli şekilde kararlaştırılması gerekir.
3. Kira sözleşmesinde kefilin sadece imza atması yeterli midir?
Kira kontratında kefilin adının yazılması ve imzasının bulunması, geçerli bir kefalet sözleşmesi kurulması için tek başına yeterli değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi gereğince kefilin sorumlu olacağı azami tutarı ve kefalet tarihini, ayrıca müteselsil kefil olacaksa bu sıfatını kendi el yazısıyla belirtmesi zorunludur.
4. Kira sözleşmesinde kefilin eşinin rızası olmadan kefalet geçerli olur mu?
Evli bir kişinin kira sözleşmesine kefil olabilmesi için Türk Borçlar Kanunu’nun 584. maddesinde belirtilen istisnalar dışında eşinin yazılı rızası gereklidir. Eş rızasının kefalet sözleşmesi kurulmadan önce veya en geç sözleşmenin kurulduğu anda verilmemesi, kefaletin geçersizliği sonucunu doğurur.
5. Kiracı kira borcunu ödemezse kefile icra takibi yapılabilir mi?
Kiracının kira borcunu ödememesi durumunda, geçerli kefalet sözleşmesinin kapsamına ve kefalet türüne bağlı olarak kefil hakkında icra takibi başlatılabilir. Müteselsil kefalette kanuni başvuru şartları gerçekleştiğinde doğrudan kefile gidilebilirken adi kefalette kural olarak öncelikle asıl borçlu olan kiracıya başvurulması gerekir.
6. Kira sözleşmesinde kefil aidat ve apartman giderlerinden sorumlu mudur?
Kira sözleşmesinde kefilin aidat borcu ve ortak giderlerden sorumlu tutulabilmesi için bu yükümlülüklerin geçerli kefalet sözleşmesinin kapsamına girmesi gerekir. Kefil yalnızca kira bedellerinin ödenmesini güvence altına almışsa, aidat ve diğer yan giderlerden her durumda sorumlu tutulamaz.
7. Kiracının eve verdiği zararı kefil ödemek zorunda mıdır?
Kiracının taşınmazı hor kullanması veya eve zarar vermesi nedeniyle doğan tazminat borçlarından kefilin sorumluluğu, kefalet sözleşmesinin kapsamına bağlıdır. Sözleşmede yalnızca kira bedeli güvence altına alınmışsa, evde meydana gelen hasarlar ve onarım giderleri kefilden kendiliğinden talep edilemez.
8. Müteselsil kefil ile normal kefil arasındaki fark nedir?
Müteselsil kefil, kiracının ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde Türk Borçlar Kanunu’nun 586. maddesindeki koşullar gerçekleştiğinde kiracı hakkında önceden icra takibi yapılmadan sorumlu tutulabilir. Adi kefalette ise kanuni istisnalar dışında kiraya verenin öncelikle kiracıya başvurması gerekir.
9. Kira sözleşmesinde kefil sonradan kefillikten vazgeçebilir mi?
Kira sözleşmesine kefil olan kişi, yalnızca fikrini değiştirdiği için geçerli kefalet sözleşmesinden tek taraflı olarak vazgeçemez. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 599. maddesinde düzenlenen şartların gerçekleşmesi durumunda, gelecekte doğacak borçlar bakımından kiraya verene yazılı bildirimde bulunarak kefaletten dönebilir.
10. Kira sözleşmesinde kefilin ölmesi durumunda borç mirasçılara geçer mi?
Kira sözleşmesinde kefilin ölmesi, kefalet ilişkisinden doğan yükümlülükleri kendiliğinden sona erdirmez ve hukuken devam eden kefalet borçları kural olarak mirasçılara geçebilir. Ancak mirasçıların sorumluluğu, mirasın reddi ve kefaletin geçerlilik süresi gibi hususlar Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre değerlendirilir.
KEFİLLER İÇİN PRATİK ÖRNEKLER
Kira sözleşmesine kefil olan kişilerin günlük hayatta karşılaşabilecekleri durumlar, kefaletin geçerliliği, sorumluluk süresi, ödenmeyen kira borçları, aidat giderleri ve icra takibi bakımından farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Aşağıdaki somut örnekler, kira sözleşmesinde kefilin hangi durumlarda sorumlu tutulabileceğini ve hangi hâllerde sorumluluktan kurtulabileceğini açıklamaktadır.
Örnek 1: Arkadaşına Kefil Oldu, Kiracı Kirasını Ödemedi
Ahmet, arkadaşı Mehmet’in aylık 20.000 TL bedelle kiraladığı eve müteselsil kefil olmuştur. Mehmet üç ay boyunca kira ödemeyince toplam 60.000 TL kira borcu birikmiştir.
Hukuki değerlendirme: Kefalet sözleşmesi geçerliyse, 60.000 TL kira borcu kefalet kapsamındaysa ve müteselsil kefile başvuru koşulları gerçekleşmişse ev sahibi Ahmet hakkında icra takibi başlatabilir. Ancak Ahmet’in sorumluluğu, kefalet sözleşmesinde belirtilen azami tutarı aşamaz.
Örnek 2: Bir Yıllık Sözleşmeye Kefil Oldu, Kiracı Üç Yıl Oturdu
Ayşe, kardeşinin bir yıllık kira sözleşmesine kefil olmuştur. Kiracı üç yıl boyunca aynı evde oturmuş, üçüncü yılın sonunda dört aylık kira borcunu ödememiştir.
Hukuki değerlendirme: Ayşe’nin ilk yıl için kefil olması, üçüncü yılda oluşan borçlardan da otomatik olarak sorumlu tutulacağı anlamına gelmez. Uzayan dönemlere ilişkin kefalet süresi ve azami sorumluluk miktarı geçerli şekilde kararlaştırılmamışsa Ayşe’den üçüncü yılın kira borçları talep edilemez.
Örnek 3: Kefil Sadece İmza Attı, El Yazısıyla Hiçbir Şey Yazmadı
Hasan, arkadaşına yardımcı olmak için kira kontratının altındaki kefil bölümüne imzasını atmıştır. Ancak sözleşmede kefalet tarihi ve azami sorumluluk tutarı Hasan’ın el yazısıyla belirtilmemiştir.
Hukuki değerlendirme: Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesindeki zorunlu şekil şartları yerine getirilmediğinden kefalet sözleşmesi geçersizdir. Ev sahibi, yalnızca Hasan’ın sözleşmedeki imzasına dayanarak onu kefil sıfatıyla kira borcundan sorumlu tutamaz.
Örnek 4: Evli Kişi Eşinden Habersiz Kefil Oldu
Murat, eşine haber vermeden iş arkadaşının kira sözleşmesine kefil olmuş ve gerekli el yazısı açıklamalarını da yapmıştır. Bir süre sonra kiracı kira borçlarını ödemeyince ev sahibi Murat’tan ödeme istemiştir.
Hukuki değerlendirme: Kanuni istisnalardan biri bulunmadığı ve Murat’ın eşinin yazılı rızası alınmadığı takdirde kefalet geçersiz olur. Bu durumda ev sahibi, Murat’ın yalnızca kefalet taahhüdüne dayanarak kira borcunu ödemesini isteyemez.
Örnek 5: Kiracı Evi Hasarlı Bıraktı, Ev Sahibi Kefilden Para İstedi
Zeynep, arkadaşının kira sözleşmesinde yalnızca kira bedellerine kefil olmuştur. Kiracı evden ayrılırken kapılara, mutfak dolaplarına ve parkelere zarar vermiş, ev sahibi 80.000 TL onarım bedeli talep etmiştir.
Hukuki değerlendirme: Zeynep’in kefaleti yalnızca kira bedellerini kapsıyorsa ev sahibinin onarım giderlerini doğrudan Zeynep’ten istemesi mümkün değildir. Kefilin hor kullanma tazminatından sorumlu tutulabilmesi için bu borcun geçerli kefalet taahhüdünün kapsamına girmesi gerekir.
Örnek 6: Kiracı Aidatları Ödemedi, Apartman Yönetimi Kefile Başvurdu
Emre, arkadaşının kiraladığı daire için kefil olmuş, kiracı ise sekiz ay boyunca aylık 2.500 TL aidatı ödememiştir. Toplam 20.000 TL aidat borcu oluşmuş ve apartman yönetimi Emre’den ödeme talep etmiştir.
Hukuki değerlendirme: Emre’nin aidat borcundan sorumlu olup olmadığı, kefalet sözleşmesinde aidat ve yan giderlerin güvence altına alınıp alınmadığına göre belirlenir. Ayrıca kefaletin kira sözleşmesi kapsamında kiraya verene verilmiş olması, apartman yönetiminin kendiliğinden bu kefalete dayanarak doğrudan alacak talep edebileceği anlamına gelmez.
Örnek 7: Kira Sözleşmesinde Kefil Yazıyor Ama Azami Tutar Belirtilmiyor
Fatma, oğlunun aylık 25.000 TL kira bedeli bulunan evine kefil olmuştur. Sözleşmede yalnızca “Kefil bütün kira borçlarından sorumludur.” ifadesi yer almakta, Fatma’nın sorumlu olacağı azami miktar gösterilmemektedir.
Hukuki değerlendirme: Kefaletin geçerli olabilmesi için kefilin üstlendiği azami sorumluluk miktarının belirlenmesi ve kendi el yazısıyla belirtilmesi zorunludur. Bu koşul yerine getirilmemişse Fatma’nın belirsiz miktardaki kira borçlarından kefil sıfatıyla sorumlu tutulması mümkün değildir.
Örnek 8: Kefil Öldü, Ev Sahibi Borcu Çocuklarından İstedi
Ali, bir yakınının kira sözleşmesine geçerli şekilde kefil olmuş, ancak kiracının borçlarını ödemediği dönemde hayatını kaybetmiştir. Ev sahibi, Ali’nin kefalet kapsamındaki 50.000 TL kira borcunu mirasçılarından talep etmiştir.
Hukuki değerlendirme: Kefilin ölümü, hukuken devam eden kefalet borçlarını kendiliğinden sona erdirmez ve bu yükümlülükler kural olarak mirasçılara geçebilir. Ancak mirasçıların sorumluluğu, mirasın reddedilip reddedilmediği ve miras hukukunun diğer hükümleri dikkate alınarak değerlendirilir.
Örnek 9: Kiracı Borcunu Ödedi, Ev Sahibi Kefile de İcra Takibi Başlattı
Burak, arkadaşının kira sözleşmesine kefil olmuş ve kiracı iki aylık toplam 40.000 TL kira borcunu gecikmeli olarak tamamen ödemiştir. Buna rağmen ev sahibi aynı kira alacağını tahsil etmek amacıyla Burak hakkında icra takibi başlatmıştır.
Hukuki değerlendirme: Kiracı tarafından tamamen ödenerek sona eren aynı kira alacağı kefilden ikinci kez tahsil edilemez. Burak, ödeme dekontlarını ve diğer belgeleri kullanarak kanuni süresi içerisinde icra takibine itiraz edebilir ve gerekli hukuki yollara başvurabilir.
Örnek 10: Kefil On Yıl Önce İmza Attı, Kiracı Hâlâ Aynı Evde Oturuyor
Mustafa, 2016 yılında arkadaşının kira sözleşmesine kefil olmuş ve kiracı aynı evde oturmaya devam etmiştir. Ev sahibi, 2026 yılında doğan yeni kira borçlarını Mustafa’dan talep etmiştir.
Hukuki değerlendirme: Gerçek kişiler tarafından verilen kefalet, Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesi gereğince kural olarak sözleşmenin kurulmasından itibaren on yılın sonunda kendiliğinden sona erer. Bu nedenle geçerli bir uzatma veya yeni kefalet taahhüdü bulunmuyorsa, on yıllık sürenin sona ermesinden sonra doğan kira borçlarından Mustafa’nın kefil sıfatıyla sorumluluğuna gidilemez.
Örnek 11: Kiracı Kira Bedelini Artırdı, Kefilin Haberi Olmadı
Selim, arkadaşının aylık 12.000 TL bedelli kira sözleşmesine 144.000 TL azami tutarla kefil olmuştur. Sonraki yıl kira bedeli 18.000 TL’ye yükselmiş, ancak Selim yeni bir kefalet taahhüdünde bulunmamıştır.
Hukuki değerlendirme: Kiracı ile ev sahibinin kira artışı konusunda anlaşması, kefilin başlangıçta üstlendiği azami sorumluluk miktarını kendiliğinden artırmaz. Selim’in yeni dönemdeki borçlardan sorumlu olup olmayacağı kefalet süresine, kapsamına ve geçerli azami tutara göre belirlenir.
Örnek 12: Ev Sahibi Kefilden Doğrudan Ödeme İstedi
Kemal, arkadaşının kira sözleşmesini adi kefil olarak imzalamıştır. Kiracı bir aylık kira bedelini ödemeyince ev sahibi kiracıya karşı herhangi bir takip yapmadan doğrudan Kemal’den ödeme istemiştir.
Hukuki değerlendirme: Adi kefalette kiraya veren, kanunda düzenlenen istisnai durumlar dışında öncelikle asıl borçlu olan kiracıya başvurmalıdır. Bu şartlar gerçekleşmeden kendisinden ödeme talep edilen Kemal, tartışma def’ini ileri sürerek önce kiracıya başvurulması gerektiğini savunabilir.
Örnek 13: Kefil Kiracının Maddi Durumunun Bozulduğunu Öğrendi
Ömer, arkadaşının ileride başlayacak kira sözleşmesinden doğacak borçlarına kefil olmuştur. Ancak güvence altına alınan borç henüz doğmadan önce arkadaşının ciddi şekilde borçlandığını ve mali durumunun önemli ölçüde kötüleştiğini öğrenmiştir.
Hukuki değerlendirme: Türk Borçlar Kanunu’nun 599. maddesindeki şartlar gerçekleşmişse Ömer, ilgili borç doğmadan önce kiraya verene yazılı bildirim göndererek kefalet sözleşmesinden dönebilir. Ancak kiraya verenin kefalete güvenmesi nedeniyle uğradığı menfi zararı tazmin etmesi gerekebilir.
Örnek 14: Kiracı Evden Çıktı, Ev Sahibi Kefilden Sonraki Ayların Kirasını İstedi
Deniz, arkadaşının kira sözleşmesine yalnızca kira bedelleri yönünden kefil olmuştur. Kiracı sözleşme süresinden önce evi boşaltmış, ev sahibi de taşınmazın yeniden kiraya verilmesine kadar geçen dönem için tazminat talep etmiştir.
Hukuki değerlendirme: Erken tahliye nedeniyle talep edilen makul süre tazminatı ile olağan kira bedeli borcu hukuken aynı nitelikte değildir. Deniz’in bu tazminattan sorumlu tutulabilmesi için ilgili borcun geçerli kefalet taahhüdünün kapsamına girdiğinin belirlenmesi gerekir.
Örnek 15: Ev Sahibi Kefilin Maaşına Haciz Koydurmak İstedi
Yusuf, bir arkadaşının kira sözleşmesine müteselsil kefil olmuş, kiracı ise altı aylık kira borcunu ödememiştir. Ev sahibi, Yusuf hakkında icra takibi başlatarak maaşına haciz uygulanmasını istemiştir.
Hukuki değerlendirme: Kefalet geçerliyse, kira alacağı kefalet kapsamında bulunuyorsa ve icra takibinin hukuki koşulları gerçekleşmişse kefilin haczi mümkün malvarlığına ve maaşına yönelik haciz işlemleri gündeme gelebilir. Ancak ev sahibi yalnızca kefalet sözleşmesine dayanarak doğrudan maaştan kesinti yaptıramaz; bunun için usulüne uygun icra işlemlerinin yürütülmesi gerekir.
Makalemize ayırdığınız zaman ve gösterdiğiniz ilgi için teşekkür eder, aktardığımız hukuki bilgilerin haklarınızı ve yükümlülüklerinizi daha iyi anlamanıza katkı sağlamasını dileriz.