EVLİLİK DIŞI DOĞAN BEBEĞİN ÖLÜMÜNE NEDEN OLMA: ANNENİN, BABANIN VE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ CEZAİ SORUMLULUĞU
Bu içerik 15 Ekim 2026 tarihinde güncellenmiştir.
ÖZET: Evlilik dışı doğan bir bebeğin hayatını kaybetmesi durumunda annenin, babanın ve sağlık çalışanlarının cezai sorumluluğu; bebeğin canlı doğup doğmadığı, ölüm nedeni, kast veya taksirin varlığı, ihmal edilen yükümlülükler ve olayın somut delillerle ispatlanması çerçevesinde Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre değerlendirilir.
➔ Evlilik dışı gebelik, tek başına suç oluşturmaz.
➔ Annenin bebeğini kasten öldürmesi ağır cezai sorumluluk doğurur.
➔ Bebeğin ölümünde kast, taksir ve ihmal ayrı ayrı incelenir.
➔ Babanın bebeği öldürmesi veya öldürmeye azmettirmesi cezai sorumluluk doğurur.
➔ Sağlık çalışanları, görevlerini ihmal etmeleri nedeniyle sorumlu tutulur.
➔ Bebeğin ölüm nedeni ve failin sorumluluğu kesin delillerle kanıtlanmalıdır.
Evlilik dışı gebelik, evlilik dışı doğan bebeğin ölümü, annenin bebeğini öldürmesi ve yenidoğan ölümünde cezai sorumluluk gibi konular, Türk Ceza Kanunu kapsamında ayrıntılı bir hukuki değerlendirme gerektirmektedir. Özellikle yeni doğmuş bir bebeğin yaşamını yitirdiği olaylarda, ölümün hangi nedenle gerçekleştiği, annenin davranışlarının ölüm üzerinde etkili olup olmadığı ve olayın kasten öldürme suçu, taksirle öldürme suçu veya ihmali davranışla kasten öldürme kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği önem taşımaktadır.
Bu tür olaylarda yalnızca annenin veya babanın davranışlarının incelenmesi yeterli değildir. Bebeğin canlı doğup doğmadığı, ölümün önlenebilir olup olmadığı, sağlık çalışanlarının yükümlülükleri, adli tıp raporlarının içeriği ve ceza yargılamasında uygulanması gereken ispat kuralları da birlikte değerlendirilmelidir.
1. EVLİLİK DIŞI GEBELİĞİN SONLANDIRILMASI VE KÜRTAJIN HUKUKİ ŞARTLARI
Evlilik dışı hamilelikte kürtaj yaptırmak suç mudur?
Bir kadının evlilik dışında hamile kalması, gebeliğin sonlandırılması işlemini kendiliğinden suç hâline getirmez. Aynı şekilde gebeliğin evlilik dışı bir ilişkiden kaynaklanması, kanuna aykırı şekilde gerçekleştirilen bir müdahaleyi de hukuka uygun duruma getirmez.
Evlilik dışı gebelikte kürtajın yasal olup olmadığı değerlendirilirken gebeliğin kaç haftalık olduğu, annenin sağlık durumu, gebeliğin sonlandırılmasını gerektiren tıbbi nedenlerin bulunup bulunmadığı, kadının rızası ve müdahalenin kanuni koşullara uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği dikkate alınır.
2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un 5. maddesine göre, gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar, annenin sağlığı yönünden tıbbi bir sakınca bulunmaması şartıyla, yetkili sağlık personeli tarafından ilgili mevzuata uygun şekilde isteğe bağlı gebelik sonlandırılması gerçekleştirilebilir.
Bununla birlikte, on haftayı aşmış bir gebeliğin kadın tarafından isteyerek sonlandırılması, koşullarına göre Türk Ceza Kanunu’nun 100. maddesinde düzenlenen çocuk düşürme suçu kapsamında değerlendirilebilir. Gebeliğe başka bir kişinin müdahale etmesi durumunda ise olayın özelliklerine göre TCK’nin 99. maddesindeki çocuk düşürtme suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Gebeliğin sonlandırılmasını gerekli kılan tıbbi zorunluluklar ile bir suç sonucunda meydana gelen gebelikler bakımından kanunda öngörülen özel hükümler ayrıca uygulanmalıdır. Bu noktada önemli olan, evlilik dışı oluşan her gebeliğin suç sonucunda meydana gelen gebelik olarak değerlendirilemeyeceğidir. Bunlar hukuken farklı durumlardır ve farklı koşullara tabidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2025.12.17 tarih ve E2023/214, K2025/580 sayılı kararına konu olayda temel uyuşmazlık, gebeliğin sonlandırılmasıyla değil, doğumun ardından bebeğin hayatını kaybetmesiyle ilgilidir. Dolayısıyla cezai sorumluluğun araştırılabilmesi için öncelikle bebeğin canlı olarak dünyaya gelip gelmediğinin belirlenmesi gerekir.
2. YENİDOĞAN BEBEĞİN ÖLÜMÜNDE ANNENİN CEZAİ SORUMLULUĞU NASIL BELİRLENİR?
A. Bebeğin ölümünden annenin sorumlu tutulabilmesi için hangi şartlar aranır?
Yeni doğmuş bir bebeğin hayatını kaybetmesi durumunda, annenin kasten mi yoksa taksirle mi hareket ettiği araştırılmadan önce, ölüm sonucunun hukuken anneye yüklenip yüklenemeyeceğinin açıklığa kavuşturulması gerekir. Başka bir ifadeyle, annenin cezai sorumluluğu yalnızca bebeğin ölmüş olmasına veya annenin doğumdan sonraki davranışlarının eleştiriye açık bulunmasına dayandırılamaz.
Bu nedenle ceza mahkemesinin öncelikle aşağıdaki hususları mahkûmiyete yeterli kesinlikte ortaya koyması gerekir:
➔Bebeğin doğum sırasında canlı olup olmadığı,
➔Ölümün hangi olaylar ve tıbbi süreçler sonucunda gerçekleştiği,
➔Annenin hangi davranışının veya yerine getirmediği hangi yükümlülüğün ölüm sürecinde etkili olduğu,
➔Annenin kendisinden beklenen müdahaleyi zamanında gerçekleştirmesi durumunda bebeğin ölümünün önlenip önlenemeyeceği.
Ölüm nedeninin veya ölüm sürecinin bütün ayrıntılarıyla belirlenememesi, her durumda sanık hakkında beraat kararı verilmesini zorunlu kılmaz. Ancak ölümün anneye yüklenebilmesi için gerekli maddi bağlantının yalnızca varsayımlarla kurulması da mümkün değildir.
Örneğin bebeğin vücudunda travmaya veya zehirlenmeye ilişkin bulgu bulunmaması, ölümün kesinlikle bebeğin beslenmemesi ya da göbek kordonunun bağlanmaması nedeniyle meydana geldiğini göstermez.
Bu tür tespitler bakımından adli tıp incelemeleri, diğer tıbbi belgeler ve olayla ilgili bütün deliller birlikte değerlendirilmelidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2025.12.17 tarih ve E2023/214, K2025/580 sayılı kararına konu olaya ilişkin aktarılan Adli Tıp Kurumu raporlarında, bebeğin canlı doğup doğmadığının ve ölüm nedeninin belirlenemediği anlaşılmaktadır. Böyle bir durumda bebeğin canlı ve sağlıklı doğduğunun kabul edilebilmesi için, raporlar dışındaki delillerin bu sonuca nasıl ulaştırdığının gerekçeli biçimde açıklanması gerekir.
Ayrıca bir bebeğin canlı doğduğunun kanıtlanması, onun sağlıklı doğduğunun veya gerekli müdahale yapılsaydı mutlaka hayatta kalacağının da kanıtlandığı anlamına gelmez. Bu ayrım, annenin bebek ölümünden cezai sorumluluğu bakımından belirleyici öneme sahiptir.
B. Annenin polis ve savcılık ifadeleri hangi koşullarda delil olarak kullanılabilir?
Yenidoğan bebeğin ölümüne ilişkin ceza soruşturmalarında annenin kollukta, savcılıkta ve mahkeme huzurunda verdiği ifadeler önemli deliller arasında bulunur. Bununla birlikte, bu ifadelerin hukuka uygun şekilde alınıp alınmadığı ile içeriklerinin neyi kanıtladığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 148. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince, müdafi hazır bulunmaksızın kolluk tarafından alınan ifade, şüpheli veya sanık tarafından hâkim ya da mahkeme huzurunda doğrulanmadığı sürece hükme esas alınamaz.
Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifadeler bakımından ise aynı fıkranın kolluk ifadesine özgü düzenlemesi doğrudan uygulanmaz. Ancak suçun niteliğine göre zorunlu müdafilik hükümlerine uyulup uyulmadığı, savunma hakkının korunup korunmadığı ve ifadenin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği ayrıca araştırılmalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2025.12.17 tarih ve E2023/214, K2025/580 sayılı kararına konu olayda bebeğin ölümüne neden olan annenin müdafi huzurundaki sorgusunda, olayın meydana gelmesinde az da olsa ihmali bulunduğunu ifade etmesi, tek başına bebeğin canlı doğduğunu, ölüm nedenini veya annenin davranışı ile ölüm arasında nedensellik bağı bulunduğunu kanıtlamaz.
Bir kişinin yaşanan ölüm nedeniyle pişmanlık duyması ya da kendisini vicdanen sorumlu hissetmesi, ceza hukukunda suçun maddi unsurlarının ispat edildiği anlamına gelmez.
Aynı şekilde annenin ebeye başvurarak doğum yaptığını söylemesi ve ebenin bebeğin getirilmesi yönündeki önerisine olumlu cevap vermesi de değerlendirmeye alınabilecek dolaylı olgulardır.
Ancak annenin bu açıklamaları, bebeğin başvuru sırasında hayatta bulunduğunu veya zamanında tıbbi yardım sağlansaydı kurtarılabileceğini tek başına ortaya koymaz. Bu nedenle ceza yargılamasında sanık ifadelerinin delil değeri, yalnızca beyanların içeriğiyle sınırlı tutulmamalı; beyanların hukuka uygunluğu ve diğer delillerle desteklenip desteklenmediği de incelenmelidir.
C. Annenin davranışı kasten öldürme mi, bilinçli taksir mi, basit taksir mi sayılır?
Bebeğin ölümünün anneye yüklenebildiği durumlarda, annenin olay sırasındaki zihinsel tutumunun belirlenmesi gerekir. Çünkü kasten öldürme ile taksirle öldürme arasında cezai sorumluluk bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Annenin ölüm sonucunu istediği kanıtlanırsa doğrudan kast, bebeğin ölebileceğini öngördüğü ve bu sonucu kabullendiği kanıtlanırsa olası kast söz konusu olur.
Buna karşılık anne ölüm ihtimalini öngördüğü hâlde sonucun meydana gelmeyeceğine güvenerek hareket etmişse bilinçli taksir, öngörmesi mümkün olan ölüm sonucunu gerekli dikkat ve özeni göstermediği için öngörememişse basit taksir söz konusu olur.
Bu ayrımda önemli olan, davranışın dışarıdan nasıl göründüğünden ziyade, failin ölüm sonucuna yönelik iradesinin veya öngörüsünün somut delillerle belirlenmesidir. Örneğin annenin hamileliğini ailesinden gizlemesi, doğumu herhangi bir yardım almadan gerçekleştirmesi veya sağlık kuruluşuna başvurmakta gecikmesi, olayın aydınlatılması açısından araştırılması gereken davranışlardır.
Bununla birlikte, gebeliğini gizleyen annenin bebeğini öldürme kastıyla hareket ettiği yalnızca bu olgulardan hareketle kabul edilemez.
Hamileliği saklamaya yönelik irade ile doğan bebeğin yaşamına son verme iradesi birbirinden farklıdır.
Aynı şekilde annenin belirli bir yaşta olması ya da genel yaşam deneyimine sahip bulunması, bebeğin ölümünü fiilen öngördüğünün kesin kanıtı olarak gösterilemez.
Diğer taraftan, annenin öldürme kastının ispatlanamaması da doğrudan taksirle öldürme suçunun oluştuğu anlamına gelmez.
Taksirle öldürme suçundan sorumluluğa gidilebilmesi için de annenin somut olayda yerine getirmesi gereken dikkat ve özen yükümlülüğü, bu yükümlülüğün hangi davranışla ihlal edildiği, ölüm sonucunun öngörülebilir olup olmadığı ve ölümün söz konusu ihlalle bağlantısı ortaya konulmalıdır.
Dolayısıyla kasten öldürme ile taksirle öldürme arasındaki fark, yalnızca ölüm sonucunun gerçekleşmesine değil, davranışın niteliğine, failin zihinsel tutumuna ve nedensellik ilişkisinin ispatına dayanır.
D. Bebeğin beslenmemesi veya tıbbi yardım alınmaması ihmali davranışla öldürme sayılır mı?
Yeni doğan bebeğin beslenmemesi, yeterince sıcak tutulmaması veya gerekli sağlık hizmetine ulaştırılmaması, kural olarak yapılması gereken bir davranışın yerine getirilmemesi niteliğindedir. Ceza hukukunda bu tür davranışlar, olayın koşullarına göre ihmali hareket kapsamında değerlendirililir.
Annenin çocuğunu koruma ve onun temel ihtiyaçlarını karşılama yönünde hukuki yükümlülüğü bulunduğundan, ölüm sonucuna kasten neden olan bir ihmal, Türk Ceza Kanunu’nun 83. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla kasten öldürme suçu kapsamında ele alınır.
Ancak doğum sırasında göbek kordonunun kesilmesi ile göbek kordonunun kesilmesinden sonra bebeğin ihtiyaç duyduğu bakımın sağlanmaması birbirinden ayrı davranışlardır.
Göbek kordonunun kesilmesinin kendi başına ölümcül bir tehlike oluşturup oluşturmadığı ise tıbbi inceleme sonucunda belirlenmelidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2025.12.17 tarih ve E2023/214, K2025/580 sayılı kararının gerekçesinde kullanılan, ihmalin icrai davranış boyutuna ulaştığı yönündeki değerlendirme bu bakımdan tartışmaya açıktır. Çünkü bir ihmalin uzun süre devam etmesi, ağır sonuçlar meydana getirmesi veya ölümün artık kaçınılmaz duruma gelmesine neden olması, tek başına ihmali davranışı icrai davranışa dönüştürmez.
Buna karşılık ilk derece mahkemesinin, ilk kez doğum yapan bir anneden göbek kordonunu bağlamasının beklenemeyeceği yönündeki gerekçesi de her koşulda geçerli olacak şekilde kabul edilemez.
İlk kez doğum yapan bir kişiden tıbbi uzmanlık gerektiren bütün işlemleri bilmesi beklenmeyebilir. Ancak böyle bir durum, annenin koşullara göre yardım isteme ve bebeğin yaşamını korumaya yönelik makul önlemleri alma yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Burada iki ayrı hukuki mesele bulunmaktadır: Annenin bebeği koruma yükümlülüğünün bulunması ve bebeğin ölümünün bu yükümlülüğün ihlal edilmesi nedeniyle meydana geldiğinin kanıtlanması.
Annenin yükümlülüğünün varlığı, ölümün bu yükümlülüğün ihlalinden kaynaklandığını tek başına ispatlamaz.
3. DOĞUMDAN HEMEN SONRA BEBEĞİN ANNE TARAFINDAN ÖLDÜRÜLMESİNİN CEZASI
Annenin yeni doğan bebeğini öldürmesi Türk Ceza Kanunu’na göre nasıl cezalandırılır?
Canlı olarak dünyaya gelen bir bebeğin doğumdan hemen sonra annesi tarafından kasten öldürülmesi, Türk Ceza Kanunu kapsamında cezai sorumluluk doğuran ağır bir suçtur.
Türk Ceza Kanunu’nda, annenin doğumun hemen ardından bebeğini öldürmesine özgü, diğer kasten öldürme suçlarından daha hafif ceza öngören bağımsız bir suç düzenlemesi bulunmamaktadır.
Bu nedenle annenin yeni doğan bebeğini kasten öldürdüğünün kanıtlanması hâlinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler ve suçun nitelikli hâlleri değerlendirilir. Özellikle öldürülen kişinin failin altsoyu olması ve çocuk olması, Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesinde düzenlenen nitelikli kasten öldürme hükümleri bakımından önem taşımaktadır.
Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 453. maddesinde, belirli şartlar altında yeni doğmuş bir çocuğun öldürülmesine ilişkin daha hafif cezai yaptırım öngören bir düzenleme bulunmaktaydı. Ancak söz konusu düzenleme yürürlükten kaldırılmış olduğundan, incelenen 2015 tarihli olay bakımından uygulanması mümkün değildir.
Bu noktada evlilik dışı doğan bebeğin öldürülmesinin cezası, bebeğin evlilik içinde veya dışında dünyaya gelmesine göre hafifletilemez. Çünkü bir çocuğun evlilik dışı ilişkiden doğması, onun yaşam hakkını veya ceza hukukunun sağladığı korumayı azaltan bir neden değildir.
Evlilik dışı doğum, annenin cezai sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?
Bebeğin evlilik dışı dünyaya gelmiş olması, annenin kasten öldürme suçundan doğabilecek sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Annenin doğumdan dolayı utanç duyması, ailesinin tepkisinden korkması veya çevresinden çekinmesi de tek başına hukuken geçerli bir cezasızlık sebebi oluşturmaz.
Bununla birlikte, doğum sonrasında annenin ruhsal durumunda ortaya çıkabilecek değişikliklerin ceza sorumluluğu açısından değerlendirilmesi mümkündür.
Özellikle doğum sonrasında gelişen psikiyatrik rahatsızlıkların annenin işlediği iddia edilen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ya da davranışlarını yönlendirme yeteneği üzerindeki etkisi, somut tıbbi incelemelerle araştırılmalıdır. Ancak yalnızca doğum yapmış olmak, doğum nedeniyle psikolojik sıkıntı yaşamak, utanmak veya aileden korkmak, kendiliğinden cezasızlık sonucunu doğurmaz.
Dolayısıyla annenin doğum sonrasındaki ruhsal durumunun cezai sorumluluğa etkisi, genel varsayımlara değil, olayın özelliklerine ve tıbbi bulgulara dayanmalıdır.
4. EVLİLİK DIŞI DOĞAN ÇOCUĞUN BABASI TARAFINDAN ÖLDÜRÜLMESİNDE CEZAİ SORUMLULUK
Babanın evlilik dışı doğan çocuğunu öldürmesi hangi suçu oluşturur?
Bir babanın kendi çocuğunu kasten öldürmesi durumunda, çocuğun evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya gelmesi cezai sorumluluğu azaltan bir neden olarak kabul edilemez. Çünkü evlilik dışında doğan çocuklar da diğer çocuklarla aynı yaşam hakkına ve hukuki korumaya sahiptir.
Babanın kendi çocuğunu kasten öldürdüğü iddiasıyla yürütülen ceza soruşturması veya kovuşturmasında, öncelikle baba ile çocuk arasındaki soybağı ilişkisinin ispatı üzerinde durulmalıdır. Babalık ilişkisinin kanıtlanması ve altsoya karşı kasten öldürme suçuna ilişkin nitelikli hâlin uygulanma koşulları ayrıca incelenir.
Bunun yanında, öldürülen kişinin çocuk olması nedeniyle kasten öldürme suçunun çocuğa karşı işlenmesine ilişkin nitelikli hâl de değerlendirme kapsamındadır.
Bu nedenle babanın evlilik dışı çocuğunu öldürmesinin cezası belirlenirken, evlilik ilişkisinin bulunup bulunmadığından ziyade suçun unsurları ve nitelikli hâllerinin gerçekleşip gerçekleşmediği önem taşımaktadır.
Aile şerefi veya namus gerekçesiyle bebeğin öldürülmesi cezayı etkiler mi?
Bir çocuğun evlilik dışı dünyaya gelmesinin aile tarafından utanç verici görülmesi veya aile itibarının korunmak istenmesi, çocuğun öldürülmesini hukuken haklı hâle getirmez.
Babanın aile şerefini korumak, çevresinden gelebilecek tepkileri önlemek veya evlilik dışı doğumu gizlemek amacıyla bebeği öldürmesi, bu gerekçelerle cezai sorumluluktan kurtulmasını sağlamaz. Bununla birlikte, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen töre saikiyle kasten öldürme nitelikli hâlinin uygulanıp uygulanmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.
Bir bebeğin evlilik dışı dünyaya gelmesi, öldürme eyleminin mutlaka töre saikiyle gerçekleştirildiğini göstermez.
Töre saikiyle öldürmeye ilişkin nitelikli hâlin uygulanabilmesi için, failin bu saikle hareket ettiğinin somut delillerle ortaya konulması gerekir. Dolayısıyla namus veya töre gerekçesiyle işlenen öldürme suçlarında, failin kişisel düşünceleri, olayın gerçekleşme biçimi ve öldürme kararının arkasındaki nedenler birbirinden ayrılarak incelenmelidir.
5. ANNEYİ BEBEĞİNİ ÖLDÜRMEYE AZMETTİREN BABANIN CEZAİ SORUMLULUĞU
Anneyi bebeğini öldürmeye yönlendiren kişi azmettirmeden sorumlu tutulabilir mi?
Evlilik dışı doğan bir bebeğin öldürülmesi olayında, anneyi bu suçu işlemeye yönlendirdiği ileri sürülen kişinin cezai sorumluluğu, iştirak hükümleri kapsamında değerlendirilir.
Burada öncelikle baba ifadesiyle kimin anlatıldığının açıklığa kavuşturulması gerekir.
Baba ile kastedilen kişi bebeğin biyolojik babası olabileceği gibi, bebeğin annesi A’nın babası, yani bebeğin dedesi de olabilir. Her iki durumda da bebeğin evlilik dışı doğmuş olması, öldürmeye azmettiren kişinin cezai sorumluluğunu azaltan bir neden değildir.
Türk Ceza Kanunu’na göre azmettirme, başka bir kişide belirli bir kasıtlı suçu işleme kararının oluşturulmasını gerektirir. Bu nedenle bir kişinin anneyi bebeğini öldürmeye azmettirdiğinin kabul edilebilmesi için, annenin söz konusu öldürme kararını azmettiren kişinin etkisiyle aldığı ortaya konulmalıdır.
Buna karşılık anne bebeğini öldürmeye önceden karar vermişse ve diğer kişi yalnızca bu kararı destekleyen veya suçun işlenmesini kolaylaştıran davranışlarda bulunmuşsa, bu davranışlar koşullarına göre suça yardım etme kapsamında değerlendirilebilir.
Dolayısıyla kasten öldürme suçunda azmettirme ile yardım etme arasındaki fark, suç işleme kararının failde nasıl oluştuğuna ve diğer kişinin bu karara hangi şekilde katkıda bulunduğuna göre belirlenir.
Annenin taksirle öldürmeden sorumlu olması durumunda azmettirme hükümleri uygulanabilir mi?
Annenin davranışlarının kasten öldürme değil, yalnızca taksirle öldürme suçunu oluşturduğu bir durumda, başka bir kişinin kasten öldürmeye azmettiren olarak sorumlu tutulmasından söz edilemez. Çünkü kasten öldürme suçuna azmettirme, azmettirilen kişinin kasıtlı suç işleme kararının oluşturulmasını gerektirir. Bununla birlikte, diğer kişinin kendi davranışları nedeniyle bağımsız bir cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.
Ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan şahsi cezasızlık nedeninin uygulanması bakımından da kişisel sorumluluk ilkesi dikkate alınmalıdır.
Annenin taksirli davranışı sonucunda meydana gelen ölüm nedeniyle kendisinin kişisel ve ailevi durumu bakımından ağır şekilde mağdur olduğu kabul edilse bile, bu nedenle uygulanabilecek şahsi cezasızlık hükmü başka kişilere kendiliğinden uygulanamaz. Başka bir ifadeyle, anne hakkında ceza verilmemesini gerektiren kişisel bir nedenin bulunması, bebeğin babasının veya dedesinin de aynı nedenle cezasız kalacağı anlamına gelmez.
Suça katıldığı ileri sürülen her kişinin cezai sorumluluğu, kendi fiili, kastı, katkısı ve kişisel hukuki durumu esas alınarak ayrı ayrı belirlenmelidir.
6. EVDE DOĞUM SONRASINDA SAĞLIK ÇALIŞANLARININ HUKUKİ VE CEZAİ SORUMLULUĞU
Evde doğum yapan annenin sağlık kuruluşuna başvurması hâlinde sağlık personeli ne yapmalıdır?
Bir kadının evde, herhangi bir sağlık personelinin yardımı olmadan doğum yaptığını belirterek sağlık kuruluşuna başvurması, hem annenin hem de yeni doğan bebeğin sağlık durumu bakımından risk değerlendirmesi yapılmasını gerektirir.
Özellikle annenin sağlık kuruluşuna başvurduğu sırada bebeğin yanında bulunmaması, yenidoğanın sağlık durumuna ilişkin bazı hususların araştırılmasını gerekli kılabilir.
Böyle bir durumda sağlık çalışanının mesleki görevleri ve somut olayın koşulları çerçevesinde gerçekleştirmesi beklenen işlemler şunlardır:
➔Annenin sağlık durumunun değerlendirilmesi: Doğum sonrasında annenin sağlık durumunun incelenmesi ve müdahale gerektiren bir sorun bulunup bulunmadığının belirlenmesi.
➔Bebeğin nerede bulunduğunun araştırılması: Yeni doğan bebeğin nerede, kimin yanında ve hangi sağlık koşullarında bulunduğuna ilişkin bilgilerin alınması.
➔Acil müdahale gereksiniminin değerlendirilmesi: Bebeğin sağlık durumuna ilişkin açıklamalardan veya mevcut koşullardan acil tıbbi müdahale gerektiren bir riskin bulunup bulunmadığının araştırılması.
➔Gerekli sağlık hizmetlerinin sağlanması: Somut durumun gerektirmesi hâlinde hekim değerlendirmesi yapılmasının, acil sağlık hizmetlerine ulaşılmasının ve uygun sağlık kuruluşuna sevkin sağlanması.
➔Bilgilendirme ve kayıt yükümlülüğünün yerine getirilmesi: Anneye gerekli açıklamaların yapılması, uygun sağlık hizmetine yönlendirilmesi ve varsa başvurunun veya önerilen işlemlerin reddedilmesine ilişkin hususların kayıt altına alınması.
Yeni doğan bebeğin sağlık durumunun değerlendirilmesi, yalnızca topuk kanı alınması işleminden ibaret değildir. Yenidoğan izlemleri, bebeğin genel sağlık durumunun, ihtiyaçlarının ve risklerinin değerlendirilmesini de kapsayan bir sağlık hizmeti niteliğindedir.
Sağlık Bakanlığının yenidoğan izlemine ilişkin yaklaşımı da riskli durumlarda izlemin sıklığının ve kapsamının bebeğin ihtiyaçlarına göre değiştirilmesini öngörmektedir.
Bununla birlikte, incelenen olayın 2015 yılında gerçekleştiği dikkate alınarak, sağlık personelinin yükümlülükleri o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve geçerli mesleki standartlar çerçevesinde somutlaştırılmalıdır.
Ebenin yalnızca bebeğin getirilmesini istemesi cezai sorumluluk doğurur mu?
Yargıtay HGK’nun önüne gelen olayda annenin sağlık kuruluşuna başvurması üzerine ebenin bebeğin getirilmesini istemiş olması, tek başına ebenin cezai sorumluluğunun bulunduğu sonucuna ulaşmak için yeterli değildir. Sağlık çalışanının ceza hukuku kapsamında sorumlu tutulabilmesi için olayın bütün koşullarının değerlendirilmesi gerekir.
Öncelikle annenin başvuru sırasında ebeye hangi bilgileri verdiği, bu bilgiler doğrultusunda yenidoğan bakımından belirlenebilir bir tehlike bulunup bulunmadığı ve ebenin mesleki görevleri gereğince hangi müdahaleleri gerçekleştirme yükümlülüğüne sahip olduğu araştırılmalıdır.
Bunun yanında ebenin bebeğe ulaşma veya gerekli sağlık hizmetini sağlama imkânının bulunup bulunmadığı da önem taşımaktadır. Özellikle bebeğin annenin sağlık kuruluşuna başvurduğu sırada hayatta olup olmadığı belirlenmeden, ebenin davranışı ile bebeğin ölümü arasında nedensellik bağı bulunduğu kabul edilemez.
Bu nedenle sağlık çalışanının ihmal nedeniyle cezai sorumluluğu, yalnızca yapılmadığı ileri sürülen işlemler üzerinden değil, sağlık personelinin somut görevleri, müdahale imkânları ve ölüm sonucuyla kurulan bağlantı üzerinden değerlendirilmelidir.
Sağlık çalışanları hangi durumlarda taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulabilir?
Bir sağlık çalışanının dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle yenidoğanın hayatını kaybettiği kanıtlanırsa, olayın koşullarına göre taksirle öldürme suçu gündeme gelir. Ancak bunun için mesleki yükümlülüğe aykırılığın ve ölüm sonucuyla arasındaki nedensellik ilişkisinin ortaya konulması gerekir.
Sağlık çalışanının bebeği korumaya yönelik özel bir hukuki yükümlülüğünün bulunduğu ve ölüm sonucunun kasten meydana getirildiği kanıtlanırsa, şartlarına göre ihmali davranışla kasten öldürme hükümleri de tartışılabilir.
Bunun dışında, yardım veya bildirim yükümlülüğünün ihlali ile sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi konusunda düzenlenen suç tipleri de kendi kanuni unsurları çerçevesinde değerlendirilebilir.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır. Bir bebeğin evlilik dışı dünyaya gelmiş olması, tek başına suç işlendiğini göstermez. Dolayısıyla yalnızca evlilik dışı doğumun öğrenilmiş olması, kendiliğinden bir suç bildirimi yapılmasını gerektiren durum olarak kabul edilemez.
Sağlık çalışanları açısından bildirim yükümlülüğünün doğup doğmadığı, somut olayda suç işlendiğine işaret eden bulguların ve ilgili kanuni şartların bulunup bulunmadığına göre belirlenmelidir.
7. YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI VE YENİDOĞAN ÖLÜMÜNDE HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Ceza Genel Kurulunun kasten öldürme mahkûmiyetini kaldırması hukuken isabetli midir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2025.12.17 tarih ve E2023/214, K2025/580 sayılı kararına konu olayda Yüksek Mahkemenin kasten öldürme suçuna ilişkin mahkûmiyet hükmünü kaldırması, aktarılan delillerdeki belirsizlikler dikkate alındığında hukuken isabetli bir değerlendirme olarak görülmektedir.
Çünkü bir kişinin kasten öldürme suçundan cezalandırılabilmesi için yalnızca ölüm sonucunun gerçekleşmesi yeterli değildir. Failin ölüm neticesine yönelik kastının ve suçun diğer unsurlarının da ceza mahkûmiyetine yeterli kesinlikte ortaya konulması gerekir.
Bununla birlikte, kasten öldürme suçuna ilişkin mahkûmiyetin kaldırılması sonrasında ölümün anneye yüklenebileceğinin kesin biçimde kabul edilmesi ve yalnızca kastın bulunmadığı sonucuna ulaşılması da ayrıca gerekçelendirilmelidir.
Özellikle adli tıp raporlarının bebeğin canlı doğup doğmadığını ve ölüm nedenini belirleyemediği bir olayda, ölümün anneye isnat edilebilirliğinin hangi delillere dayandığı açıkça ortaya konulmalıdır.
Başka bir ifadeyle, annenin öldürme kastının kanıtlanamaması, bebeğin ölümünün annenin taksirli davranışından kaynaklandığının kanıtlandığı anlamına gelmez.
Bu nedenle Yargıtay Ceza Genel Kurulunun çözümüne ilişkin hukuki incelemenin yalnızca kast unsuruyla sınırlı tutulmaması, suçun maddi unsurlarını ve nedensellik ilişkisini de kapsaması gerekir.
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi yenidoğan ölümüne ilişkin davalarda nasıl uygulanır?
Ceza yargılamasının temel ilkelerinden biri olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi, yalnızca failin kasten veya taksirle hareket ettiğinin belirlenmesinde değil, suçun bütün unsurlarının ispatında uygulanmalıdır.
Bu nedenle yeni doğmuş bir bebeğin ölümüyle ilgili yargılamada aşağıdaki hususlar bakımından da aynı ispat ölçütü dikkate alınmalıdır:
➔Bebeğin canlı olarak doğup doğmadığı,
➔Ölüm sonucunun önlenebilir olup olmadığı,
➔Annenin davranışı veya ihmali ile ölüm arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığı.
Bu unsurların mahkûmiyete yeterli kesinlikte kanıtlanamaması hâlinde, yalnızca annenin dikkatsiz davrandığı veya gereken özeni göstermemiş olabileceği düşüncesinden hareketle taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet kurulamaz.
Aynı şekilde suçun unsurları yeterli delillerle ortaya konulamamışsa, Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin altıncı fıkrasındaki şahsi cezasızlık nedenine dayanılarak ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi de doğru hukuki çözüm olmayacaktır.
Bu durumda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekir.
Dolayısıyla şüpheden sanık yararlanır ilkesi, yalnızca failin suç işleme iradesine değil, ölüm sonucunun failin davranışına bağlanıp bağlanamayacağına ilişkin maddi olgulara da uygulanmalıdır.
Çocuğunun ölümü nedeniyle ağır mağduriyet yaşayan anneye ceza verilmeyebilir mi?
Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin altıncı fıkrası, taksirli hareket sonucunda meydana gelen neticenin failin kişisel ve ailevi durumu bakımından kendisini artık cezalandırmayı gereksiz kılacak derecede mağdur etmesi hâlinde uygulanabilecek özel bir düzenleme içermektedir.
Bu kapsamda, annenin taksirli davranışı sonucunda bebeğinin hayatını kaybettiği bütün unsurlarıyla kanıtlanmışsa, annenin bu ölüm nedeniyle kişisel ve ailevi durumu bakımından uğradığı ağır mağduriyet ayrıca değerlendirilir.
Ancak TCK 22/6 kapsamında şahsi cezasızlık nedeni, çocuğunu kaybeden her anne veya baba bakımından otomatik olarak uygulanmaz. Bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayın özelliklerinin incelenmesi ve ölüm sonucunun fail üzerinde meydana getirdiği mağduriyetin kanunda aranan ağırlığa ulaştığının gerekçelendirilmesi gerekir.
Bunun yanında basit taksir ile bilinçli taksir arasında da önemli bir hukuki farklılık bulunmaktadır.
Basit taksirle öldürme suçunun bütün unsurlarının gerçekleştiği ve TCK’nin 22. maddesinin altıncı fıkrasında aranan koşulların bulunduğu kabul edilirse, ilgili hüküm uyarınca ceza verilmemesi mümkün olur. Buna karşılık bilinçli taksir hâlinde aynı fıkra, tamamen cezasızlık sonucunu değil, kanunda öngörülen koşullarda cezada indirim yapılması imkânını düzenlemektedir.
Bu nedenle annenin taksirinin basit taksir mi yoksa bilinçli taksir mi olduğunun belirlenmesi, uygulanabilecek hukuki sonuç açısından önemlidir.
Beraat kararı ile ceza verilmesine yer olmadığı kararı arasındaki fark nedir?
Yenidoğan bebeğin ölümü nedeniyle açılan ceza davalarında beraat kararı ile ceza verilmesine yer olmadığı kararı birbirinden farklı hukuki sonuçlar doğurur.
Beraat kararı, somut olayda uygulanacak kanuni sebebe göre suçun unsurlarının oluşmaması, yüklenen fiilin sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması veya Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen diğer beraat nedenlerinin bulunması hâlinde verilir.
Buna karşılık şahsi cezasızlık nedeni nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı, suçun unsurlarının gerçekleşmiş olmasına rağmen, kanunda öngörülen kişisel bir neden dolayısıyla faile ceza uygulanmaması sonucunu doğurur.
Bu farklılık, özellikle TCK’nin 22. maddesinin altıncı fıkrasının uygulanmasının tartışıldığı olaylarda önem kazanmaktadır. Örneğin bebeğin canlı doğduğu veya ölümün annenin özen yükümlülüğüne aykırı davranışından kaynaklandığı kanıtlanamamışsa, taksirle öldürme suçunun unsurlarının gerçekleştiği kabul edilerek şahsi cezasızlık hükmüne başvurulamaz.
Buna karşılık taksirle öldürme suçunun bütün unsurları ispat edilmişse, kanuni koşulların bulunması hâlinde şahsi cezasızlık nedeni değerlendirilebilir. Dolayısıyla beraat ile ceza verilmesine yer olmadığı arasındaki fark, yalnızca verilen kararın adıyla ilgili değildir. Bu kararların dayandığı hukuki nedenler ve doğurduğu sonuçlar da birbirinden ayrılmaktadır.
Yenidoğan ölümünde mahkûmiyet kararı verilebilmesi için hangi deliller kesin olarak ortaya konulmalıdır?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2025.12.17 tarih ve E2023/214, K2025/580 sayılı kararına konu olay bakımından ileri sürülebilecek en güçlü hukuki itiraz, yalnızca annenin öldürme kastının bulunmadığı yönündeki savunmayla sınırlı değildir. Asıl üzerinde durulması gereken mesele, bebeğin ölümünün anneye hukuken yüklenebilmesi için gerekli koşulların ispat edilip edilmediğidir.
Bu çerçevede şu sorunun cevaplanması gerekir: Bebeğin canlı olarak dünyaya geldiği ve ölümünün annenin önlenebilir nitelikteki bir dikkat ve özen yükümlülüğü ihlalinden kaynaklandığı, her türlü makul şüpheden uzak biçimde kanıtlanmış mıdır?
Bu soruya yeterli delillerle cevap verilmeden, annenin taksirle öldürme suçundan sorumlu olduğu sonucuna ulaşılamaz. Çünkü ceza yargılamasında suçun oluştuğu varsayılarak yalnızca failin kastının bulunup bulunmadığı araştırılamaz. Suçun maddi unsurları, ölümün meydana geliş biçimi, failin davranışı ile sonuç arasındaki bağlantı ve gerekli diğer koşullar birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle yeni doğmuş bir bebeğin ölümü hakkında yürütülen ceza yargılamasında, adli tıp raporları ve diğer delillerle giderilemeyen belirsizlikler, mahkûmiyetin ispat standardı çerçevesinde ele alınmalıdır.
Sonuç olarak, bebeğin canlı doğduğu, ölümünün annenin davranışı veya ihmali nedeniyle meydana geldiği ve gerekli müdahaleyle ölümün önlenebileceği yeterli kesinlikte kanıtlanmadan, anne hakkında yalnızca kastın bulunmadığı gerekçesiyle taksirle öldürme suçundan sorumluluk kabul edilmesi hukuken yeterli değildir. Taksirli sorumluluğa geçilmeden önce suçun bütün unsurlarının bağımsız biçimde ispatlanması zorunludur.
EVLİLİK DIŞI DOĞAN BEBEĞİN ÖLÜMÜ VE CEZAİ SORUMLULUK HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR
1. Evlilik dışı hamile kalmak suç mudur?
Türkiye’de evlilik dışı hamile kalmak tek başına suç oluşturmaz ve kadının bu nedenle cezalandırılması mümkün değildir. Evlilik dışı gebelikte kürtaj ise 2827 sayılı Kanun kapsamında, gebelik süresi, gerekli rızalar ve diğer yasal şartlar dikkate alınarak değerlendirilir.
2. Evlilik dışı doğan bebeğini öldüren anne ne kadar ceza alır?
Annenin canlı doğan bebeğini kasten öldürmesi, Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesi kapsamında nitelikli kasten öldürme suçu oluşturur ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirir. Bebeğin evlilik dışı dünyaya gelmesi, annenin cezai sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran bir neden değildir.
3. Yeni doğan bebeğin ihmal sonucu ölmesi suç mudur?
Yeni doğan bebeğin beslenmemesi, gerekli bakımının yapılmaması veya zamanında sağlık kuruluşuna götürülmemesi nedeniyle ölmesi, koşullarına göre taksirle öldürme ya da ihmali davranışla kasten öldürme suçunu oluşturabilir. Ancak annenin cezalandırılabilmesi için yükümlülük ihlalinin, ölümün ve aralarındaki nedensellik bağının hukuken yeterli delillerle kanıtlanması gerekir.
4. Bebeğini hastaneye götürmeyen anne hapis cezası alır mı?
Annenin bebeğini hastaneye götürmemesi sonucunda bebeğin hayatını kaybetmesi, somut olayın özelliklerine göre cezai sorumluluk doğurabilir. Bununla birlikte, sağlık kuruluşuna başvurulmaması ile ölüm arasında nedensellik bağı kurulmadan ve suçun diğer unsurları ispatlanmadan mahkûmiyet kararı verilemez.
5. Annenin bebeğini öldürmesinde kast ve taksir arasındaki fark nedir?
Kasten öldürmede annenin ölüm sonucunu istemesi veya öngördüğü ölüm ihtimalini kabullenmesi söz konusuyken, taksirle öldürmede ölüm dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali sonucunda meydana gelir. Kasten öldürme, bilinçli taksir ve basit taksir ayrımı, annenin ölüm sonucuna yönelik zihinsel tutumu ve somut deliller dikkate alınarak yapılır.
6. Evlilik dışı doğan bebeğini öldüren baba hangi cezayı alır?
Babanın kendi çocuğunu kasten öldürmesi, Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesindeki nitelikli hâller kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirir. Çocuğun evlilik dışı doğması veya babanın aile itibarını koruma düşüncesiyle hareket etmesi, cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
7. Anneyi bebeğini öldürmeye azmettiren kişi ceza alır mı?
Anneyi bebeğini kasten öldürmeye yönlendirerek onda suç işleme kararı oluşturan kişi, Türk Ceza Kanunu’nun azmettirmeye ilişkin hükümleri kapsamında sorumlu tutulur. Ancak annenin yalnızca taksirli bir suç işlemesi hâlinde kasten öldürmeye azmettirme hükümleri uygulanamaz ve diğer kişinin sorumluluğu kendi davranışları üzerinden ayrıca değerlendirilir.
8. Doğum sonrası bebeğin ölmesinde ebe veya doktor sorumlu tutulabilir mi?
Ebe veya doktorun mesleki dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle bebeğin hayatını kaybettiği kanıtlanırsa, sağlık çalışanı taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulabilir. Bunun için sağlık personelinin görevleri, müdahale imkânları, bebeğin sağlık durumu ve ölümle ihmal arasındaki nedensellik bağı birlikte incelenmelidir.
9. Bebeğin ölüm nedeni belirlenemezse anneye ceza verilir mi?
Bebeğin ölüm nedeninin belirlenememesi her durumda beraat sonucunu doğurmaz; ancak suçun unsurları başka güvenilir delillerle de kanıtlanamıyorsa anne hakkında mahkûmiyet kararı verilemez. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hâlinde CMK’nin 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verilmelidir.
10. Çocuğunun ölümüne taksirle neden olan anneye ceza verilmeyebilir mi?
Türk Ceza Kanunu’nun 22/6. maddesine göre, taksirli fiilin sonucu annenin kişisel ve ailevi durumu bakımından kendisini cezalandırmayı gereksiz kılacak derecede mağdur etmişse ceza verilmemesi mümkün olabilir. Ancak bilinçli taksir hâlinde bu düzenleme cezasızlık değil, şartları gerçekleştiğinde cezada indirim imkânı sağlar.
Makalemize ayırdığınız zaman ve gösterdiğiniz ilgi için teşekkür eder, aktardığımız hukuki bilgilerin haklarınızı ve yükümlülüklerinizi daha iyi anlamanıza katkı sağlamasını dileriz.